NASIL KATILACAKSINIZ?

1 Hemen başvurunuzu yapın!
2 Eğitime katılın, başarılı olun!
3 Belgeniz adresinize gelsin.

Her tür soru, görüş ve önerileriniz için E-Destek talebinizi tarafımıza iletebilirsiniz. Teşekkürler!

MESAİ SAATLERİ;

Pts-Cu: 09:00 - 18:30
Cts: 09:00 - 16:00
Pazar günü sadece E-Destek!

ARAŞTIRMANIN AMAÇLARI: GÜVENİLİRLİK, GEÇERLİLİK, ETİK DAVRANIŞ

Yazar: Psikolog / Pazartesi, 01 Ağustos 2016 / Published in international

Ölçümler güvenilir ve geçerli olmadığı sürece hangi konu üzerinde çalışıldığının, hangi metodun seçildiğinin hiçbir önemi yoktur.

Güvenilirlik

Güvenilirlik, yapılan gözlemin tekrarlandığında ikinci defa aynı sonuçları vermesi demektir. Güvenilirliği etkileyen bazı faktörler vardır. Örneğin, gözlemlenen kişinin araştırma yapıldığı andaki duygu ve hisleri geçici etkiler yaratabilir. Yaratılan bu geçici etkiler iki farklı günde yapılan aynı testin sonuçlarının farklı olmasına sebep olur. Bu belirsizlik de testin güvenilirliğini azaltır.

Geçerlilik

Gözlemin güvenilir olması için aynı zamanda geçerli olması gerekir. Örneğin, bir televizyon programı ile ilgili önemsiz sorular sorarak kişinin zeki olduğunu söylemek geçerli bir gözlem değildir. Çünkü önemsiz sorular kişinin zeki olup olmadığını kanıtlamak için bir gösterge değildir. Testler, karakter teorilerini test etmek ve geliştirme açısından kullanışlı olmak için içinde yapı geçerliliği barındırmalıdır: Psikolojik yapı ve değişkenliğin ölçümü geçerli ve yerinde olmalıdır. Teste ait bir geçerlilik oluşturmak için, araştırmacılar genel de testin dışarıdan gelen bazı kriterlerle ilgili olduğunu göstermeye çalışır. Bu kriterler, testin kendisinden bağımsız bazı ölçütlerdir. Teorik gözlemler dış kriterlerin seçimine rehberlik ederler. Örneğin; eğer bir kişi endişeye yatkınlık konusunda bir test geliştirmek ve onun yapı geçerliliğini oluşturmak istiyorsa, endişeli uyarılma gibi testin tahmin edebileceği dış kriterleri seçmek için endişe ile ilgili teorik fikirler kullanırdı. Genellikle geçerlilik genellikle testin dış kriterlerle bağlantılı olduğu gösterilerek oluşturulur. Testin geçerliliği, yapılacak test ile ilgili iki grup insanın kıyaslanmasını içerir. Birinci grup, klinik olarak endişe konusunda problem yaşayan insanlardır ve onların endişe konusunda yapılan testten aldıkları puan, endişe ile ilgili herhangi bir rahatsızlığı olduğu tespit edilmemiş diğer insanların puanından daha yüksek olması gerekir. Eğer durum bu şekilde olmazsa testin geçerliliği var denilemez. Geçerliliğin bir diğer görünümü daha vardır. Eğer bir kişi yeni bir test sunmak istiyorsa, o testin diskriminant geçerliliği olması gerekir: test bu zamana kadar sunulmuş testlerden farklı olmalıdır. Eğer sunulan testin, var olan testlerden birisiyle yüksek bir benzerliği ya da ilgisi varsa, testin diskriminant geçerliliğinde eksiklik vardır. Test geçerliliği fikri, geçerlilik fikri ile nedensellik fikrini birbirine bağlar. Eğer nitelik gerçekten varsa ve niteliğin değişkenliği ölçüm yönteminin sonuçlarını etkiliyorsa, test, psikolojik nitelik ölçümünün geçerliliğidir. Örneğin, ölçmek istediğiniz niteliğin ‘’günlük hayatta karşınıza çıkan sosyal problemleri çözme yeteneği’’ olduğunu varsayalım. Problemlere örnek olarak daha fazla arkadaş edinme ya da daha fazla para biriktirme verilebilir. Bu geçerlidir çünkü her iki kritere de uygundur.

1- Nitelik gerçekten vardır: Her birey karşılaştığı problemleri az ya da çok çözme yeteneğine sahiptir.

2- Nitelikteki değişim, sonuçlarda da değişim yaratır.

Bir diğer örnek olarak ‘’ Hayaletlerin insan fonksiyonları üzerindeki etkisini ölçmek’’ konusunu ele alalım. Bu ölçüm geçerli değildir. Çünkü bu nitelik hayatımızda var olmamıştır. Özet olarak, gerçeklik bağıntısı testin dengeli ve tekrarlanabilir olması ile ilgiliyken, geçerlilik bağıntısı gerçekten var olan psikolojik niteliklerin ölçülmesi ile ilgilidir.

Araştırma Etiği ve Halk Politikası

Psikolojik araştırmaların içinde etik olmak ile ilgili birçok konu mevcuttur. Etik konular, araştırmanın yönetimine, analiz edilişine ve sonuçların aktarılışına etki eder. Yarım asır önce, tanınmış bir araştırmada katılımcılardan bazısı öğretmen rolünü ve diğerleri öğrenci rolünü üstlenmişti. Öğretmenler, öğrencileri bir liste kelime öğretiyordu ve yanlış yapan öğrencilere elektrik şoku cezası veriliyordu. Bir diğer araştırmada ise, katılımcılar bir hapishanede bulunuyordu. Katılımcılardan bazısı mahkumken diğerleri ise gardiyan rolünü üstlenmişlerdi. Gardiyanlar mahkumlara insanlık dışı denebilecek kadar kötü davranıyordu. Bu tür araştırmalar bilim dünyasına çok şey kazandırsa da etik olma açısından akıllara birçok soru getirir. Bu araştırmalara katılmak doğru mudur? İnsanları böyle büyük bir strese maruz bırakmak etik midir? Hangi ahlaki prensipler bu soruların cevaplarına rehberlik eder? Amerikan Psikoloji Kuruluşu (APA) bazı etik kurallar belirlemiştir. Onların esas kuralı; araştırmacı psikologların araştırmalarını, haysiyetleri ve katılımcıların refahı için saygı çerçevesi içerisinde yürütmeleridir. Aynı şekilde araştırmacının sonuçları açıklanırken de etik olunmalı. Eğer sonuçları değiştirilir ve araştırmacıya göre şekillendirilirse bu etik bir sonuç oluşturmaz. 1970’li yıllarda bir İngiliz psikolog Sir Cyrril Burt, kalıtımsal zeka ile ilgili araştırma verilerini yanlış sunmuştur ve 20. Yüzyılın başlarında yayınlanmış çalışmasını literatürden çekmek zorunda kalmıştır.

Sahtekarlık çok rastlanan bir durum değildir fakat imkansız da değildir. Bu sebeple, yapılan araştırmalar, araştırmayı yapan asıl kişi dışında başka araştırmacılar tarafından, bağımsız bir şekilde tekrarlanır. Bu kitapta okuyacağınız araştırmaların sonuçları da bağımsız bir şekilde tekrarlanmıştır.

Etik raporlar yalnızca bilim için önem taşımamakta aynı zamanda sosyal açıdan da büyük önem taşımaktadır: Psikoterapide sergilenecek tutumlar, öğrencileri motive etmek için kullanılacak yöntemler veya çalışma sahasında kullanılacak uygulamaları seçmek için yapılacak testler. Bu unsurlar, araştırmacıların sonuçların raporunu hazırlarken etik olma sorumluluğunu daha da arttırmaktadır.

ARAŞTIRMANIN ÜÇ GENEL STRATEJİSİ

Ulaşılmak istenen amaca göre kullanılan stratejiler farklılık gösterir ama alanında en çok kullanılan üç strateji şu şekildedir:
Durum inceleme çalışması (case study)
Korelasyon (bağlantı) inceleme çalışması (correlational study)
Deney

Durum İnceleme Çalışması

Bir kişinin karakterini analiz etmek için kullanılacak en iyi stratejidir. İnceleme esnasında psikologlar, psikolojik yapıyı ve karakterin en önemli unsurlarını saptamaya çalışır. Durum inceleme çalışması idiyografik bir yöntem kullanır ve amaç, üzerinde çalışılan bireyin psikolojik portresine ulaşmaya çalışmaktır. Bu sayede klinik yöntemler geliştirilebilir ve geliştirilen klinik yöntemler araştırmacıların kendi karakter teorilerini geliştirmelerine yardımcı olacaktır.

Durum inceleme çalışması: Örnek Çalışmayı örneklemek için böyle bir araştırmanın içinde bulunulmuş olması gerekmektedir. Bu sebeple, Alman psikolog Hubert Hermans araştırmasını örnek olarak inceleyeceğiz. Hermans insanların kendileri hakkındaki düşünceleriyle ilgilenir. İnsanların birden fazla psikolojik karakteri vardır. Hayatımız boyunca birçok insanla iletişim içinde bulunuruz ve bu insanlara kendi karakterimizin farklı yansımalarını sergileriz. Kendinizi bir profesörle münakaşa içerisindeyken ciddi, arkadaşlarınızla zaman geçirirken eğlenceli ve rahat, bir buluşmadayken romantik ama gergin hissedersiniz. Bir insanın karakterini anlamak için, o kişinin hayatında yer alan farklı rollerdeki insanlara karşı büründüğü görünümler üzerinde çalışmak gereklidir. Hermans bu farklı bakış açılarına, farklı ‘’pozisyonlar’’ demeyi uygun bulmuştur. Günümüzde farklı kültürlerden insanlar geçmişe oranla daha fazla iletişim halindedirler. Bunun sebebi çeşitli sebeplerle yapılan göçlerdir. Hermans, Cezayir’den 45 yaşındaki Ali isimli kişiyi çalışma konusu olarak almış ve rapor etmiştir. Ali kuzey Afrika’da doğmuş olmasına rağmen, yirmi yıldan fazla bir süre kuzey Avrupa’da yaşamış, Alman bir şirket için çalışmış ve Hollandalı bir kadın ile evlenmiştir. Hermans sistematik bir metot kullanmıştır. Kişiden kendi karakteristik özelliklerini sıralamasını, daha sonra da hayatında onun için önemli olan kişileri ve durumları listelemesini istemiştir. Bu yöntemle bir grafik oluşturulmuş ve oluşturulun bu grafik sayesinde kişinin karakteristik inançlarının organizasyonuna ulaşılmıştır. Oluşturulan grafik Ali ile ilgili ilginç gerçekleri içeriyordu. İlk bileşen Ali’nin ailesini ve eşinin ailesini içeriyor. Ali onlarla birlikteyken oldukça mutlu hissediyor. Fakat sosyal hayatıyla ilgili bir başka bileşen daha var ve bu ikinci bileşen oldukça farklı. Bu farklılık bir yerden başka bir yere göç eden ve çevresinde göçmenleri kabullenemeyen insanlar olan kişiler için oldukça anlaşılabilir bir durum. Onu veya onun görüşlerini kabullenmeyen insanların yanında kendini oldukça kötü hissediyor. İlginç bir biçimde Ali ve eşi, Ali’nin kız kardeşi için de iyi duygular beslemiyorlar ve onu ‘’ailenin cadısı’’ olarak tasvir ediyorlar. Bu detaylı bilgiler durum inceleme çalışmasıyla elde edilmiştir ve kişinin karakter dokusuna inilmiştir.

Korelasyon (bağlantı) İnceleme Çalışması

Test ve anketler, bireyler üzerinde çalışmayı ve laboratuvar deneyleri ile bağlantı kurulmasını mümkün kılan alanlarda kullanılır. Anketlerin en büyük avantajı birden fazla insan hakkında bilginin aynı zamanda toplanabilmesidir. Bir kişi hakkında elde edilen bilgiler, durum inceleme çalışmasından elde edilen bilgiler kadar yoğun olmasa da, araştırmacılar birçok katılımcı hakkında bilgi edinebilir.

Anket çalışmaları genellikle kişisel farklılıkları ölçme amacı ile yapılır. Örneğin, kişilerin endişe duyma, risk alma, özgüvenli olma vb. özelliklerinin durumlarını belirlemek için kullanılabilir. Ayrıca, yapılan ölçümlerle psikolojik özelliklerin birbiriyle olan bağlantısını bilmeyi de umarlar: Özgüvenli insanlar risk almaya daha mı yatkındırlar? Sosyal olan insanlar daha mı az yoksa daha mı çok endişe duyarlar? Bu tarz soruların cevabı ise Korelasyon İnceleme Çalışması ile bulunabilir. Bu terim, iki değişken arasındaki ilişkinin derecesini belirten ölçümden gelmektedir: Korelasyon Katsayısı. Eğer bir değişkende yüksek bir skora sahip kişi diğer değişkende de yüksek bir skora sahipse, bu değişkenlerin pozitif yönde bağlantılı olduğu söylenir. Eğer bir değişkende yüksek skora sahip kişi diğer değişkende düşük bir skora sahipse, bu değişkenler arasındaki bağlantının negatif yönde olduğu tespit edilir ( Kendine güveni az olan insanların endişeli olmaya daha yatkın olması gibi). Son olarak, eğer ki iki değişken arasında sistematik bir ilişki kurulamıyorsa bağlantısız olduğu sonucuna varılır. bağlantı noktası tek bir çizgiye düştüğü zaman ölçülen korelasyon katsayısı pozitiftir ve 1.0 pozitif bağıntı adı verilir. -1.0 bağıntısı ise negatif korelasyonu temsil eder. 0 bağıntısı ise iki değişken arasında bir bağ olmadığını gösterir.

Korelasyon inceleme çalışması: Örnek İncelemek için sorulan soru, insanların pozitif duygular beslemeye yatkınlığı ile yaşam süreleri arasında ilişki olup olmadığıdır. Duygular, otomatik sinir sisteminin aktivasyonu ile dolasıyla sağlığımız için kritik olan kalp damar sistemi ile bağlantılıdır. Korelasyon inceleme çalışması ile insanları yeteri kadar uzun bir süre gözlemleyerek pozitif duygular beslemeye daha yatkın olan insanların daha uzun yıllar yaşadığını görebiliriz. Bu çalışma diğer inceleme yöntemleri ile yapılamaz. Durum inceleme çalışması ile kişinin pozitif duygulara olan eğiliminin daha fazla olduğu ve uzun yıllar yaşadığı gözlemlense dahi gözlemlenen tek bir durumun kişinin genel hayatıyla ilgisi olup olmadığı saptanamaz. Deneysel çalışmalar ile de bu imkansızdır çünkü kişinin genel yatkınlıklarına deney yoluyla kolayca erişilemez. Erişilse dahi kişinin hayatının süresini kısaltabilecek değişkenler üzerinde deney yapmak etik olmayabilir. Bu konuda korelasyon inceleme çalışması, ‘’rahibe çalışması’’ olarak bilinen projeye minnettardır. Rahibe çalışması, Birleşik Krallıkta yaşayan Katolik rahibelerin yaptığı bir projedir. Çalışmadaki rahibelerin hepsi 1917 yılından önce doğmuştur. 1930’da Katolik Kilise yönetimi onlardan otobiyografilerini yazmalarını istemiştir. Araştırmacılar, rahibelerin de izni ile bu otobiyografileri okumuş ve onları yazılarında ifade edilen pozitif duygulara olan yatkınlıklarına göre kodlamıştır. Bazıları daha az pozitif yatkınlık barındırmaktadır ve yazılarında ‘’ Kendim ve dinimiz için en iyisini yapmayı umuyorum.’’ Gibi ifadeler bulunmaktadır. Diğerleri ise daha pozitif ifadeler içeriyordu ‘’ Geçen sene çok güzeldi. Bu sene için de sabırsızlanıyorum.’’ 1990 ve 2000’li yıllarda bahsi geçen rahibelerin %40’ı hayatını kaybetmiştir. Bu çalışma duygular ve hayat uzunluğu ile ilgili önemli bilgiler içeriyor. Pozitif duygulara olan eğiliminin daha fazla olduğu tespit edilen rahibelerin daha uzun yaşadığı görülmüştür. Duygular ve yaşam uzunluğu arasındaki bağlantı şu şekilde incelenmiştir: Otobiyografideki pozitif eğilimli kelimeler sayılmıştır ve pozitif eğilimli kelime sayısı en yüksekten en düşüğe doğru gidecek şekilde rahibeler dört gruba ayrılmıştır. Gözlem süresi boyunca, pozitif duygu barındıran kelimelerin fazla olduğu gruptaki rahibelerin yalnızca beşte biri ölmüştür. Bu kelime sayılarının düşük olduğu gruptaki rahibelerin ise yarısından fazlası ölmüştür! Gözlemleme süreci başlarken yüksek ve düşük grubun rahibelerinin hepsi aynı yaşta olmalarına rağmen, bu veriler doğrudur.

Deneyler

Bilimin en büyük başarılarından birisi de bir araştırma metodu olan kontrollü deneylerdir. Kontrollü deneylerde anahtar unsur; katılımcıların rastgele seçilmesidir. Tüm deneyler, içinde değişkenler barındıran birçok farklı kondisyona sahiptir. Eğer bir kondisyondaki kişiler diğer kondisyondaki kişilerden daha farklı tepki veriyorsa, birisi incelenen değişkenin onların tepkilerinden etkilendiği sonucuna varabilir. Bu sonuç kesinlikle geçerlidir çünkü katılımcılar rastgele seçilmiştir.

Rastgele belirleme, deney kondisyonu ile katılımcıların deney öncesi psikolojik yatkınlıkları arasında sistematik bir bağlantı olmadığını gösterir. Eğer ki deney öncesi aynı reaksiyonları gösteren kişiler deneyin farklı koşullarında bulunduktan sonra birbirinden farklı davranıyorsa, bu durum, manipülasyonun verilen karşılıklarda farklılık yarattığını gösterir. Birbirinden farklı koşullar için rastgele belirlenen kişiler doğrultusunda yürütülen bu araştırma stratejisi deneysel araştırmanın belirleyici özelliğidir.

GEÇERLİ UYGULAMALAR:

KARAKTER VE SAĞLIK

Araştırmacılar sağlıkla ilgili karakter yapılarının bireyler arasında gösterdiği farklılığı keşfetmeye çalışmaktadırlar. Finlandiya ve Birleşik Krallıktan bir grup araştırmacının çalışması bu araştırma için bilgilendirici bir örnektir. Onların da söylediği gibi, insanlar için kardiyovasküler (kalp ve damar ile ilgili) hastalıklar açısından risk yaratan biyolojik faktörler bugün de bilinmektedir.

Obezite, yüksek tansiyon, insülin direnci gibi bir çok faktör kalp hastalıklarına ayna tutmaktadır. Genellikle bahsedilen bu problemler, insanlarda çocuklukta başlar ve yetişkinlik döneminde de devam eder. Bu tarz rahatsızlıklar ‘’metabolik sendrom’’ olarak adlandırılır. Araştırmacılar, çocuklukta görülen bazı kişilik faktörlerinin bu biyolojik riskleri önceden tahmin etmede kullanılıp kullanılamayacağını kendilerine sormuşlardı ve üzerinde çalışmak için seçtikleri kişilik faktörü, kin/düşmanlıktı. Bu karar daha önce yapılan bir çalışmaya bağlı olarak verilmişti. Önceki çalışmada, yetişkinler arasında gerçekleştirilmiştir ve hayattaki olaylara öfke, kin ile yaklaşma eğilimi ile kardiyovasküler problemler arasındaki bağlantı araştırılmıştır. Böylece araştırmacılar kişilerin çocukluktaki kin/düşmanlık besleme eğilimlerine göre metabolik sendrom gelişimi tahmin edilebilirdi.

Bu, kardiyovasküler risk faktörleri ve kin/düşmanlık duyguları bağlantılıdır demek değildir. Hipotez, kin/düşmanlık duygusu risk faktörlerinin gelişimini tahmin edecektir. Çok fazla kin ve düşmanlık duygusu besleyen çocukların ileriki yaşamlarında risk faktörlerinin ortaya çıkma olasılığı daha yüksektir. Afrikalı-Amerikalı ve Avrupalı-Amerikalı çocuklardan ve yetişme çağındaki gençlerden oluşan büyük bir grup üzerinde çalışılmıştır. Değerlendirme iki kez tekrarlanmıştır ve ortalama üç yıldan fazla sürmüştür. Araştırmacılar çocukların yüksekten düşüğe doğru kardiyovasküler risk faktörleri barındırma bakımından denetlemiş ve birbirinden farklılık gösteren kin/düşmanlık duygularını incelemiştir. Birinci değerlendirmede, bazı çocuklar kardiyovasküle r risk faktörü taşıyorken, diğerleri taşımıyordu. Risk taşımayan çocuklarda ikinci değerlendirmede biyolojik risk faktörleri gelişmeye başlasaydı, kin/düşmanlık duygusu kimin biyolojik risk faktörleri barındırdığını tahmin ederdi hipotezi üzerinde durdular. Birinci değerlendirmeye göre daha kindar olan çocuklar, ikinci değerlendirmede kalp hastalıklarına sebep olabilecek riskler taşımaya başladı mı?

Kin/düşmanlık risk faktörlerinin gelişimini tahmin etti. Bu duyguları besleyen çocukların, risk oluşturacak faktörler geliştirmeye daha yatkın olduğu görüldü. Bunu iki türlü sebebi olabileceği açıklandı. İlki, biyolojik sistemin gelişiminin kötü duygular ve sağlık problemlerden sorumlu olduğuydu. İkinci ise, kötü duygular barındıran çocukların daha kötü bir hayat tarzına sahip olduklarıydı (sigara ve alkol kullanımı, fiziksel aktivitelere katılmama vb.).

Deneysel araştırma: Örnek Claude Steele’nin ‘’klişe tehdit’’ olarak bilinen çalışması iyi bir örnektir. Çeşitli sosyal grupları kapsayan bazı klişeler vardır. Örneğin, kadınlar matematikte erkekler kadar başarılı olamaz ya da farklı etnik gruplardan insanların daha fazla ya da daha az zeki olduğu düşüncesi. Eğer bu tarz klişelerin olduğu bir toplumdaysanız veya bu klişelere kulak veriyorsanız beyniniz psikolojik tehditler oluşturmaya başlar. Bu durum sizin performansınızı etkiler. Amerikalı ve Afrikalı öğrencilerden oluşan grupla yapılan çalışmada, Afrikalı öğrenciler üzerinde negatif klişelerin etkisi gözlemlenmiştir.

İlk durumda, ırklarını belirlemelerini isteyerek bir teste alınmışlardır. İkinci durumda ise, ırk ayrıma gözetmeden teste alınmışlardır. Birinci testte Amerikalı öğrencilerin puanları Afrikalı öğrencilerin puanlarından yüksektir. İkinci testte ise durum tam tersidir. Klişeler üzerinde yapılan deneysel araştırmaların gösterdiklerinden yola çıkarak, psikolojik yöntemlerin hayattan alacağımız sonuçları etkilediği belirtilir.

Sayfa Başı