NASIL KATILACAKSINIZ?

1 Hemen başvurunuzu yapın!
2 Eğitime katılın, başarılı olun!
3 Belgeniz adresinize gelsin.

Her tür soru, görüş ve önerileriniz için E-Destek talebinizi tarafımıza iletebilirsiniz. Teşekkürler!

MESAİ SAATLERİ;

Pts-Cu: 09:00 - 18:30
Cts: 09:00 - 16:00
Pazar günü sadece E-Destek!

Çocukta Sosyal Gelişim

Yazar: Psikolog / Pazartesi, 01 Ağustos 2016 / Published in international, Makale

Sosyal gelişim

Aşağıdaki bölümlerde, duygusal gelişim, ahlaki gelişim, elişim kimliği, cinsiyet rolü gelişimi ve arkadaşlık gelişimi ve akran grubu ilişkilerinin gelişimi de dahil olmak üzere çocuğun sosyal gelişimi üzerinde yoğunlaşılacaktır.

Duygusal gelişim

Bir çocuğun sergileyebileceği duyguların aralığı yaşamın ilk birkaç yılı içerisinde artar. Doğumda bebekler, sürdürülen dikkat ve iğrenme ile gösterilen, kötü tatlara ve kokulara karşılık olarak ilgi belirtebilir. İnsan sesine karşılık olarak memnuniyet duygusunu yansıtan gülümseme 4 haftada ortaya çıkar. Diş çıkarma oyuncağının kaldırılmasına karşılık olarak üzüntü ve öfte 4 ayda ilk kez ortaya çıkar. Korku duygusunu yansıtan yüz ifadeleri 9 ayda belirmeye başlar. Öfke, korku ve üzüntü klinik psikologlar için özel ilgisi olan üç duygudur. Öfke davranım bozukluğuyla ilgili esas duygudur. Duygusal bozukluklar genellikle korku ve üzüntü ile karakterize edilirler. Çocuklarda tehdit unsuru olan hayvanlar ve nesnelerden korkunun yaygınlığı yaklaşık 3 yılda olur. Tüm yaştaki çocuklar üzüntüyü deneyimlerken, depresif biliş ve bedensel özelliklerin eşlik ettiği aşırı üzüntünün yaygınlığı ergenlerde hızlar artar. Kaygı ve depresyon 12 ve 16. bölümlerde tartışılacaktır. Öfke patlaması(öfke nöbeti) sıklığı 2 yılda zirveye ulaşır. İlgi ve dikkati ortaya çıkarmak için kullanılan öfke ve fiziksel saldırganlık patlamaları 2 ile 7 yılları arasında azalırlar. Aynı zamanda, amacı ilgiyi ortaya çıkarmaktan ziyade misilleme yapmak olan hem sözel hem de fiziksel saldırganlıkta bir artış olur. Bu yüzden okula giden bir çocuk misilleme öfkesiyle (korku tarafından engellenmedikçe) akranlarından veya ebeveynlerinden gelen öfke tehditlerine tipik bir şekilde karşılık verirken, okul öncesi yaştaki bir çocuğun böyle yapması pek muhtemel değildir. Saldırganlık karşısında misilleme için bu gelişim eğilimi saldırgan davranış ve davranım problemlerini sürdüren zorlayıcı etkileşim kalıplarının gelişimine sebep olabilir. Yaklaşık 9 yaşındayken çocuklar, kasti ve kazara kışkırtmayı ayırır ve kasıtlı saldırganlıkta ün yapan zorba akranlarına saldırgan yönelimde bulunurlar. Davranım sorunları ve saldırganlık 10.bölümde tartışılacaktır. Fiziksel ve bilişsel kabiliyetler, bir çocuğun her gelişme aşamasında deneyimleyebileceği duyguların aralığında sınırlamalar koyarken, ebeveynlerin duygularının etiketlenmesi, modellemesi ve pekiştirilmesi duyguların ifadelerinin öğrenildiği esas psikososyal süreçlerdir Yaşamın ilk yılının sonuna doğru, anneler sosyal olarak olumlu duygusal görüntülere cevap vermeye meyillidir ve bu yüzden olumsuz duygusal görüntüleri ayırırken bunları pekiştirirler. Bu muhtemelen bir dereceye kadar bebeklerin olumsuz duygu ifadelerinin ilk yıldan sonra azaldığı ve olumlu duygu ifadelerinin arttığı gerçeğini açıklamaktadır. Yaklaşık ilk yılın sonunda, belirsiz sosyal durumlarda bebekler, o durum için uygun duygunun ne olduğunu görmek için annelerinin yüzlerini aktif bir şekilde incelerler. Modelleme yoluyla bu duyguları öğrenme süreci sosyal referanslama olarak adlandırılır. İkinci yıldan okul girişine kadar yeni yeni yürümeye başlayan çocukların diğerlerinin gösterdikleri duyguları taklit etme eğilimleri vardır. Bu yüzden bir çocuk ağlarsa, arkadaşıda ağlar. Kıskanma, utanma, empati gibi daha karışık duygular çocuğun dünyanın diğer insanların bakış açısından nasıl göründüğünü hayal edebilmesi için bilişsel gelişimin yeterli bir şekilde gelişmiş olmasını gerektirir. Ebeveynler, çocuklarına etiketleme yoluyla bu duyguları geliştirme ve tanımlaması konusunda yardım ederler. Örneğin; bir ebeveyn ‘şu küçük oğlan üzgün’ ‘O şekerini düşürdü ’ diyebilir. Klinik pratik için çıkarımları olan, alanın en önemli literatür değerlendirmesine dayanan birkaç önemli duygusal gelişim özelliklerinden daha fazla bahsetmek gerekir. Yaklaşık 3 yılda çocuklar hayali oyunda duyguları adlandırırlar. Ayrıca, okul öncesi yıllarında duyguları düzenlemeye başlarlar. Örneğin; üzgün bir çocuk televizyonda bir çizgi film izleyerek kafasını dağıtabilir. Çocukluğun ortasında, çocuklar durumları değiştirerek duyguları düzenlemekle kalmaz birde düşüncelerini değiştirerek duyguları düzenlerler. Bu yüzden daha büyük çocuklar yaklaşan doğum günü partisini düşünerek üzüntüsüyle baş edebilir. 6. Yılında çocuklar hangi duygu görüntülerinin toplum tarafından kabul edilebilir olduğunu öğrenmişlerdir ve toplum tarafından kabul edilmeyen duyguları gizleyebilirler. Örneğin; erkek çocukları incindiklerinde üzüntülerini gizlemeyi öğrenirler. Okul öncesi yaştaki çocukların karışık duyguları veya ikirciklilikleri deneyimlerken, duygusal ikircikliliğin iç yüzü çocukluğun ortasında ortaya çıkmaz. Orta çocukluk boyunca ve ergenliğe kadar, eylemlerin aileler tarafından onaylanmasına ya da onaylanmamasına neden olabilir ve diğer önemli ilişki biçimleri davranım standartlarının içselleştirmesine sebep olur. Bu, standartları içselleştirme süreci gurur, utanç ve suçluluk gibi karmaşık duyguların yaşanmasına izin verir.

Ahlaki gelişim

5 veya 6 yaşına kadar (işlemsel öncesi dönem sırasında) çocuklar neden olduğu zararın miktarından dolayı bir eylemin yanlışlığını değerlendirirler. Bu yaştaki çocuklar bariz bir şekilde ahlak dışı davranışlar eğer ceza veya belirleme şansı yoksa haklı olarak yürütülebildiklerine inanırlar. Yaklaşık 7 yılda çocuklar somut işlemsel devreye geçtiklerinde hem eylem hem de eylemi yapanın niyetlerinin sebep olduğu zararın miktarına dayanılarak bir eylemin yanlışlığını yargılarlar. Bir eylemin ahlaki derecesi eylemi gerçekleştirenin iyi davranım kurallarına uyduğu derecede yargılanır. Fakat, kurallar keyfi ve müzakere edilmiş sosyal sözleşmeden çok sert ve kesin olarak görülmektedir. Yaklaşık 10 yaşında, çocuklar formel işlemler dönemine girerken, belirli bir eylemin yanlışlığını değerlendirmek için kullanılan esas kriter eylemi yapan kişinin dürtüleridir. Kurallar bir eylemin ahlaklılığını yargılama esası olarak görülür ve bu kurallar faydalı sosyal adetler olarak görülürler. Çocukların ödülleri paylaştırmadaki adaleti artan bilişsel olgunluk ile gelişir. 4 yaşına kadar çocuklar bir takım görevini tamamladıklarında, kendilerine bir takım ödülü verilip onu bölüştürmeleri istenirse kendileri için takıma verilen ödülün çoğunluğunu tutmaya meyillidirler. 5-6. yıllarında, tüm takım üyelerine eşit ödüller vermeye meyillidirler ve 7 yaşından sonra ödülleri verim ile ilişkilendirirler. Ahlaki ikilemlerin muhakemesinde cinsiyet farklılıkları vardır. Kızlar, şahsi münasebet içinde yükümlülüklerini yerine getiren ahlaki davranış biçimini sergilerken, erkekler toplum kabul edilmiş toplum kurallarına uyduğu derecede bir eylemin ahlaklılığı hakkında yargılarını temellendirmeye meyillidirler. Olgun ahlaki yargılarda bulunma kapasitesi ille de bu yargıların işbirliği, paylaşım ve yardım gibi toplum yanlısı davranış ve ahlaki davranımda ifade bulacağı anlamına gelmez. Ahlaki davranış iyi davranımın içselleştirme standartlarına dayanmaktadır. Ahlaki davranış geliştirme standartları içselleştirmek için uygun ebeveynlik koşulları aşağıdaki unsurları içerir.

• Samimiyet ve iletişiminde barındırıldığı ebeveynler ve çocuklar arasında sağlam ilişki
• Ahlaki standartları eyleme geçiren açık kurallar
• Yaptırımların tutarlı kullanımı
• Öfkeye neden olan fiziksel ceza yerine, kaygıya neden olan onaylamadan vazgeçme
• Muhakeme ve açıklamanın kullanılması
• Yaşa-uygun sorumluluk verme
• Kendini ifade etme toleransı

Gelişim kimliği

Harter öz sistemin üç esas parçası olan kendinden ayarlama, öz değerlendirme, kendini tanıma işlevlerini kavramsallaştırarak karmaşık şahsi kimlik problemini ele almaktadır. Kendini tanıma, çocuğun kendi hakkında bildiği her şey ile ilişkilidir ama özellikle zekanın bilgi işlem ile ilişkilendirdiğimiz otobiyografik hafıza ile ilişkilidir. Kendini tanıma aynı zamanda çocuğun diğer gelişim evrelerinde kendine ve diğerlerine karşı kendisini yargılama şekliyle ilişkilidir.

Öz değerlendirme

Öz değerlendirme görüşlerini ve ilişkin duyguları içeren öz saygı okul öncesi yaştaki çocuklarda ve ergenlik öncesi yıllarda yüksek olmaya meyillidir. Yaklaşık 12 yaşında, öz değerlendirmede bir düşüş olur ve daha sonra ergenlik sırasında kademeli olarak artar. Bu öz saygıda da meydana gelen düşüş ergenliğe olumsuz bir şekilde geçiş yapan fiziksel değişiklikleri değerlendiren çocuktan kaynaklanabilir. Alternatif olarak, çocuğun diğer insanların onu nasıl yargıladığını hayal etme artmış kapasitesinin bir yansıması olabilir: formel işlemsel devirde ortaya çıkan bir yetenek Evrensel öz değerlendirmelere ek olarak, çocuklar aile, okul ve akran grubu gibi özel alanlarda öz değerlendirmeler yapar. Bu değerlendirmeler ebeveyn öz değerlendirme, sosyal öz saygı veya akademik öz saygı gibi alana özel öz saygı deneyimlerine neden olur. Savaş, kültürden bağımsız öz saygı dökümü gibi kendi kendine rapor etme anketi alana özgü öz saygı dökümü profillerini değerlendirmede faydalıdır. Gelişim psikopatolojisindeki yaygın bir bulgu yüksek öz saygı ve pozitif adaptasyon arasındaki ilişkidir

Öz-düzenleme

Çocukların duygularını düzenleme ve etkili yollarla belirli problemleri çözmeye odaklanabilme derecesi, kullanımlarında stratejilerle başa çıkması ve durum ve özel savunma mekanizmasını kontrol etme kapasitesi hakkındaki düşüncelerine bağlıdır. Kendinden ayarlama düşünceleri sistemleri ve becerilerin tartışması 2.bölüm için ayırılacaktır. Kendini tanıma , Kendini tanıma, 2 yılda çocuklar kendi yansımalarını aynada tanıdığı zaman oluşur. Kendini tanıma sağlam bir ilişkiyle ilgilidir ve istismar edilen çocuk bu kendini tanıma alanında eksiklik gösterir. Kendini tanıma sergileyen çocuklar büyük olasılıkla sıkıntıda olan başka bir çocuğa yardım ederler. Çocuklar Piaget evreleri yoluyla gelişirken öz tanıtımları karmaşık bir şekilde gelişir. İşlemsel öncesi çocuklar fiziksel özellikler, sahip oldukları şeyler ve tercihler bakımından kendilerini tarif ederler. Örneğin; ‘sarı saçlıyım, gibi. Somut işlemsel çocuklar sınıf üyeliği ve kişisel özellikler bakımından kendilerini tarif ederler. Örneğin; ‘ben Sutton Dinghy klübünün bir üyesiyim ve ben iyi bir denizciyim’ gibi. Daha karmaşık soyut veya varsayımsal öz tanıtımlar formel işlemsel evresine giren ergenler tarafından gösterilir.’ Ben aslında bir idealistim ama bu demek değil ki herhangi bir problem için pratik bir çözüm bulamam’ bu bilişsel gelişim evresini tipik bir örneği olan öz tanıtım türüdür.

Kimlik gelişiminde farklı aşamalarda yapılan önemli öz tanıtımlar hakkındaki belirli konular Erikson tarafından geniş ölçüde tarif edilmiştir. Sosyal gelişimin her aşamasında birey kişisel bir ikilemle yüzleşmelidir. Her ikilemin çözülüş şekli bireylerin kendilerini tarif etme şeklini etkiler ve erişilen çözüm türü gençlerin sosyal bağlamlarına bağlıdır. Yaşamın ilk iki yılında çözülecek olan ana psikososyal ikilem güvensizliğe karşı güvendir. Eğer ebeveynler bebeklerin ihtiyaçlarına öngörülebilir ve hassas bir şekilde yanıt verirlerse, bebeklerde bir güven duygusu gelişir. Çocuk ailesini dünyayı keşfetmek için sağlam bir dayanak olarak deneyimlemezse, çocuk diğerlerine güvenmemeyi öğrenir ve bu dünyayı tehdit edici bir unsur olarak görmesine neden olur ve çocuğun daha sonraki yıllarda bağımsız bir konum edinmesini meydana getirir buna bağlı olarak akran ilişkileri kurma ve sürdürmede güçlükler ortaya çıkabilir. Okul öncesi dönemdeki esas psikososyal ikilem utanç ve şüpheye karşı bağımsızlıktır. Bu bazen mümkündür fakat diğer zamanlarda ebeveynleri onların belirli şeyleri yapmalarını yasaklayacaklardır. Okula başlama yaşına yaklaşırken birçok çocuğun gösterdiği, teke tek savaşlarından tören düzenine kademeli bir geçiş vardır. Yatma veya kalkma, yemek zamanları ve oyun zamanları alışkanlıkları gelişir. ‘ayakkabıların bağlarını bağlamak veya iliklemek için bunu kendi başıma yapabilirim’ cümlesi onların bağımsız olmak için uygun yönlendirme arzularının bir örneğidir. Ebeveynler çocuklarına görevler ve alışkanlıklarla baş etmeleri için sabırlı bir şekilde bir sistem sağlarlarsa, bağımsızlık ve öz saygı duygusu gelişir. Böylece yetişkinler gibi çocuklarda kendilerine karşı sabırlı olurlar ve yaşamın zorluklarıyla baş edebilmek için güven sahibi olurlar. Onlar yüksek öz saygı, güçlü bir irade ve öz etkinliğe sahiptirler. Ebeveynler çocuklarının gelişen inatçılık ve ustalık ihtiyacına karşı sabırlı olmaz, yeterlikteki başarısız girişimleri eleştirir veya aşağılarlarsa, çocuk öz şüphe ve utanç duygusu geliştirir. Sabır eksikliği ve ebeveyn eleştirisi içselleştirilecek ve çocuklar yeteneklerine karşı güvensiz ve kendilerini yoğun bir şekilde eleştiren yetişkinler haline dönüşecektir.

Bazı durumlarda, bu çıkardığı karışıklıkları çözebilsin ve başaramama utancı ile başa çıkabilsin diye onların problem çözmedeki çabalarını tekrar etme için zorlayıcı ihtiyaçlarına yol açabilir. Okula gitme yıllarının başında esas psikososyal ikilem suçluluğa karşı bir başlangıçtır. Çocuklar okul öncesi yıllarda bir bağımsızlık duygusu geliştirdiklerinde, Erikson’ın psikososyal evre model dünyasının Newmanın fiziksel ve sosyal incelemesi için dikkatlerini dışarıya verirler, onun bilişsel bir haritasını oluşturmak amacıyla düzenliliğini keşfetmek ve araştırmak için inisiyatiflerini kullanırlar. Çocuk okulda ve evde neye izinli olup neye olmadığını öğrenir. Dünyanın nasıl işlediği konusunda birçok sorular sorulur. Çocuklar çeşitli deneyler ve araştırmalar yürütürler. Örneğin; kibrit yakmak, oyuncakları sökmek, doktor ve hemşire olarak oyun oynamak gibi. Suçluluk ikilemine karşı inisiyatifte çocuk sosyal yönden uygun davranış biçimleri içinde araştırma ihtiyacını nasıl yönlendireceğini öğrenir. Bu, ebeveynlerin çocuğun merakına empati kurduğunda olur fakat açıkça ve samimiyetle deneyleme sınırlamalarını oluşturur. Suçluluğa karşı inisiyatifi ikilemini ortadan kaldıran çocuklar yetişkinler gibi amaç ve vizyon duygusuyla hareket ederler. Ebeveynlerin çocuklarının merak ihtiyacını empati ile karşıladığı ve deneylemesini gereksiz yere engellediği yerde, çocuklar yetişkinler gibi denenmemiş seçenekleri keşfetmeye karşı isteksizlik geliştirebilirler çünkü böyle bir merak suçluluk duygusunu canlandırır. Orta çocukluğun bitiminde ve ergenliğe geçiş sırasında aşağılığa karşı duran esas psikososyal ikilemdir. Güven, bağımsızlık ve inisiyatif duygusu geliştirildiğinde, çocuğun becerileri geliştirme ihtiyacı ve anlamlı çalışmayla uğraşması ortaya çıkar. Motivasyonu yeni becerileri öğrenmenin aslında ödüllendirici olmasından kaynaklanabilir ve çocuğa açılan birçok görev ve iş ödüllendirilebilir. Ebeveynleri, öğretmenleri ve akranları tarafından becerilerin üstesinden gelme kabiliyetine sahip oldukları için ödüllendirilen çocuklar bunların hakkında öz etkinlik, rekabet duygusu ve yeni yetenekler ile bu gelişim aşamasından ortaya çıkar. Maalesef, bütün çocuklar toplum tarafından değerlendirilecek yetenek eğilimine sahip değiller. Bu yüzden, okuryazarlık becerileri, spor ve sosyal uyumculuk yeteneği az olan gençler baştan dezavantajlıdır. Bu, toplumumuzda sosyal mukayeselerin kolaylıkla yapılması gerçeğiyle birleştirilir. Örneğin; okullarda ve sporda gruplaşma gibi. Batı toplumunda, başarısızlıkla dalga geçilir. Küçük düşürülen, dalga geçilen veya başarısız olan gençler aşağılık duygusu geliştirir ve yetişkinlikte başarma motivasyonunu kaybeder. Genç ergen yabancılaşmaya karşı grup kimliği ikilemi ile yüz yüze gelir. Eşya ihtiyacı karşılansın diye bağlı bir akran grubu bulma gereksinimi vardır. Fakat böyle bir gruba katılmak birinin bireyselliğini ve kişisel amaç ve arzularını feda etmeye yol açar.

Genç ergenler akran bir grup tarafından kabul edilmezlerse, yabancılaşma yaşayacaklardır. Uzun dönemde, özellikle sağlık ve refah için önemli olan sosyal destek ağlarını geliştirmede güçlük çekerler ve kendilerini bağımsız olarak bulabilirler. Grup kimliğini başarmak için, ebeveynleri ve okulu akran ilişkilerini kurmak ve sürdürmek için fırsatları aşırı kısıtlamaktan kaçınmalıdır. Gözetim eksikliği davranım problemleri ve uyuşturucu bağımlılığıyla ilgili olduğu için, bu aşırı iyimserlik tehlikesine karşı dengelenmelidir. Ergenliğin başında kaygı grup üyeliği ve bağlılığı iken, açık bir kimlik duygusu oluşturulması yani;’ ben kimim’ duygusu ise ergenliğin sonundaki en büyük kaygıdır. Marcia ergenlerin dört kimlik durumlarından birini başardığını bulmuştur. Kimlik yayılması ile, kişisel, siyasal, mesleki inanışlar veya planlara sıkı bir bağlılık yoktur. Böyle bireyler ya eğlence arayışındadır ya da adaptasyon zorlukları ve düşük öz saygısı olan insanlardır. Peşin tercih, mesleki, siyasi ve dini kararlar toplumda aileler ve büyükler tarafından yapılır ve uzatılmış karar verme süreci olmadan kabul edilir. Bu ergenler otoriter değerlere bağlı kalmaya meyillidirler. Ertelemenin ulaşıldığı yerdeki durumlarda, ergen bir kimliğe karar vermeden önce birtakım rolleri tecrübe eder. Bu rollerin bazıları negatif (suçlu) yada geleneksel olmayan bir şekildedir. Ergenlerin başarılı bir ertelemeyi takip eden açık bir kimliği başardığı yerde, onlar mesleki, sosyal, siyasal ve dini değerlere güçlü bir bağlılık geliştirirler ve genellikle yetişkinlikte iyi psikososyal adaptasyona sahiptirler. Yüksek öz saygı, gerçekçi amaçlar ve güçlü bir bağımsızlık duygusuna sahiptirler ve stres karşısında daha esnektirler Ergenliği terk eden insanlar için esas psikososyal ikilem başka biriyle yakın ilişki geliştirmek veya yalnız bir konuma geçmektir. Yakın arkadaşlığı başaramayan insanlar yalnızlık yaşarlar. Yalnız insanların özgün özellikleri vardır. Özellikle, sosyal karşılaşımın olumsuz bir biçimde sona ereceği sosyal ilişki ve şüpheyi fazla değerlendirirler. Ayrıca yakın ilişki kurmak için gerekli olan empati ve duygusal kendini ifade etme gibi sosyal becerilerilerden de yoksundurlar.. Kültürümüzde bireyselliğin önemi bize artmış ayrılık ve yalnızlık duygusunu verir.

Kültürümüzün rekabeti (özelliklede erkekler arasında) değerlendirmesi insanların kendini ifade etmesiyle ilgilenmelerini engelleyebilir. Erkekler kadınlardan daha az kendini ifade etme, sohbetlerde daha rekabetçi ve daha az empati gösterdikleri ortaya çıkarılmıştır. Yetenekleri ve ihtiyaçlarına uyan çalışma çevresi ve evi seçip şekillendiren ebeveynlerin üretken olarak bu ikilem çözmesi daha muhtemeldir. Üretkenlik, üretme çalışmaya dayalı üretkenlik ve sanatsal yaratıcılığı içerir. Üretken olanlar enerjilerini daha sonraki nesiller için dünyayı daha iyi bir yer hale getirmek için harcarlar. Yetenekleri ve ihtiyaçlarını karşılamak için çevrelerini şekillendirmede ve seçmede başarısız olanlar strese yenik düşebilirler, bıkıp usanabilirler bir yandan bunalımlı ve kuşkucu diğer yandan ise aç gözlü ve kendini beğenmiş olabilirler. Yetişkinliğin son dönemlerinde, karşılaşılan ikilem umutsuzluğa karşı bütünlüktür ve bu mesele sıklıkla psikolojik danışmaya gönderilen çocukların büyük ebeveynlerinin kaygısıdır. Kişisel bütünlük duygusu hayatlarını oluşturan olayları kabul edenler ve bunları korkusuzca ölümle yüzleşmelerine izin veren bir şekilde kişisel anlatıma katanlar tarafından başarılır. Başarısızlıkları, hayal kırıklıklarını, çatışmaları, yetersizliği ve zayıflığı uyumlu bir hayat katmak güvensizliğe karşı ilk psikososyal güven krizi güvenin lehinde ortadan kaldırılmadığı müddetçe oldukça zorlayıcıdır. Umutsuzluk yerine bütünlüğün lehinde bu ikilemin olumlu bir şekilde çözülmesi akıl için gelişim kapasitesine yol açar. Yaşamın son aylarında yaşlıların karşılaştığı ikilem yok olmaya karşı ölümsüzlüktür. Ölümsüzlük duygusu birinin çocukluğu boyunca yaşadığı şeyler, ahirete inanma, birinin başarılarının kalıcılığıyla (ya maddi eserler yada birinin diğerlerini etkileme yolu), kendini doğanın zincirinin bir parçası olarak görme (parçalanmış vücut dördüncü yeni yaşamı getiren dünyanın bir parçası haline gelir), ya da deneyimsel bir aşkınlık duygusunu başararak (sürekli varoluşun gizemli duygusu) ile başarılabilir.

Ölümsüzlük duygusu elde edindiğinde, zaafa rağmen hayattan zevk alma ve ölümü kabul etme mümkün olabilir. Bu, insanlar zayıflık, artan yetersizlik ve yalnızlık ihtimaliyle başa çıkmada kendilerine yardım etmek için iyi sosyal destek ağlarına sahiptirler. Hayatlarını anlamlı bir hikayeye katmayı başaramayan ve sosyal destekten yoksun olan insanlar yok olmaktan korkabilir ve aynı zamanda ölümsüz duygusu geliştirirlerken fiziksel ölümlülüklerini kabul edemezler.

Sayfa Başı