NASIL KATILACAKSINIZ?

1 Hemen başvurunuzu yapın!
2 Eğitime katılın, başarılı olun!
3 Belgeniz adresinize gelsin.

Her tür soru, görüş ve önerileriniz için E-Destek talebinizi tarafımıza iletebilirsiniz. Teşekkürler!

MESAİ SAATLERİ;

Pts-Cu: 09:00 - 18:30
Cts: 09:00 - 16:00
Pazar günü sadece E-Destek!

İd, Ego ve Süper ego

Yazar: Psikolog / Pazartesi, 01 Ağustos 2016 / Published in international, Makale

1923 yılında Freud, zihinin ikin bir modelini öne sürerek teorisini büyütmüştür. Öncelikli ayrımı olan bilinçli, bilinçdışı, bilinç öncesi konularını terk etmemiştir fakat bu ayrımın yetersiz olduğu hakkında özeleştiride bulunmuştur. Freud’a göre iki önemli niteliği bulunan psikolojik bir aracı vardı (ego). Bir taraftan, bu aracı tutumlu davranış içerisinde bir şeyin tek çeşidini gerçekleştiriyordu.

Fakat diğer taraftan, onun bilinçlilik derecesini çeşitlendiriyordu. Bazen fonksiyonları bilinçli yöntemlerle ilerliyor bazen ise bilinç dışı olarak işlevini yerine getiriyordu. Başka kavramsal parçalara da ihtiyaç duyuyordu. En önemli ayrım ise id, ego ve süper ego arasındaki ayrımdır. Hepsi arasında psikolojik fonksiyonları uygulama şekline göre zihinsel bir sistem içerisinde ayrılır.

İd, dürtüsel enerjinin kaynağıdır. Freud id’i mental enerji için ”en iyi depo” şeklinde tanımlamıştır. İd, gerilim ve heyecanı indirgemek ve normal hale dönmek için, enerjiyi bırakabilecek ortam arar. İd, hoşnutlu peşinde koşar ve acıdan kaçınmaya çalışır. İd’in yaptığı tek şey budur. Bir paln ve strateji uygulamaz ya da sabırla bir amaç için beklemez. Hayal kırıklığına tahammül edemez.

Şımarık bir çocuk gibidir. İstediği şeyin onun istediği şekilde ve onun istediği zamanda olmasını ister. İd tatmin olmk için iki yol arar: harekete doğru veya istediği şeyin hayaline doğru doğrudan bir eğilim gösterir. İd bilincimiz dışındadır.bilinmeyen ve bilindışı unsurdur.

Süper ego ve id birbirine zıttır. Süper ego sosyal hayattaki davranışlarımızın manevi görünümüdür. Ulaşmak için çabaladığımız amaçları ve etik standartları içinde barındırır. Dış dünyanın ve sosyal hayatın içinde barındırdığı manevi kuralların doğal bir temsilcisidir. Bizi, iyi davranışlarımız için ödül sunan ve kötü davranışlarımız için ceza uygulayan kurallara göre yönlendirmeye çalışır.

Süper ego işlevini oldukça ilkel seviyede yerine getirir ve gerçekliği test edilemez. Bazı durumlarda kişiler, hareket ve düşünce arasındaki farkı ayırt edemezler. Bir konu hakkında düşündükleri için –o konu herhangi bir davranışa öncülük etmese bile- suçluluk duyarlar. İyi, kötü, yargılama gibi kelimeleri aşırı kullanmak süper egoyu açığa çıkarır. Süper ego aynı zamanda değişkendir. Örneğin, bir şeyi yanlışlıkla ya da büyük bir stres altında kaldığınızda yaptıysanız kendinizi ve aynı şekilde bu durumda olan bir başkasını da affedebilirsiniz. Gelişim kurslarında çocuklara hep ya da hiç ilkesinin yanında yanlış-doğru, siyah-beyaz ayrımını da nasıl görecekleri öğretilir.

Üçün psikanalitik yapı ise egodur. İd hazzı, süper ego mükemmelliği ararken ego da gerçekliği arar. Egonun fonksiyonu, idin isteklerini iki şeye uygun olarak karşılamaktır: gerçek dünyada var olan baskı ve fırsatlar ile süper egonun talepleri.

İd, memnuniyet prensibine bağlı olarak hareket ederken ego, gerçeklik prensibine bağlı olarak hareket eder. Sezgisel hoşnutluk, gerçek bir unsur en az acı ile en yüksek seviyede memnuniyeti sağlayana kadar ertelenir. Basit bir örnek verecek olursak, cinsel bir dürtü bu isteğinizi gerçekleştirmek için çekici bulduğunuz bir kişi doğrultusunda sizi harekete geçirecektir. Fakat, ego sizin düşünmeden hareket etmenizi engeller. Gerçeklik presibine göre, idin enerjisi engellenir, yönlendirilir ya da serbest bırakılır. Bunların hepsi gerçeklik ve süper egonun talepleri ile ilgilidir. Bu işleyiş memnuniyet prensibini yalanlamaz fakat, tercihen geçici bir ertelemeyi temsil eder.

Ego, idin sahip olmadığı bir kapasiteye sahiptir. Ego fantazileri gerçeklikten ayırt edebilir. Gerilime tolerans gösterebilir ve rasyonel düşüncelerle arasında uzlaşan bir yol bulur. İdin tersine, ego daha karışık fonksiyonların çocukluktan itibaren gelişimi doğrultusunda zaman ile birlikte değişir.

Ego kulağa kararları veren ‘’ana yönetici’’ gibi geliyor olabilir ancak, Freud egonun bu tanımdan daha zayıf olduğunu düşünmektedir. Onun yerine, ego ‘’atın üstünde oturan ve atın üstün kuvvetini kontrol altında tutmak zorunda olan adam’’ figürüne benzetilmiştir. Bu tanımda at, bütün enerjiyi sağlayan iddir. Binici onu kontrol etmeye çalışır fakat, daha güçlü olan at bazen nereye gitmek istiyorsa oraya gider.

Özet olarak, Freud’un ego tanımı mantıklı, rasyonel ve toleranslıdır. Hareket ve tutumlarında üç unsurla uyumlu olmak zorundadır: id, süper ego ve hayatın gerçekleri. Bilinç, bilinçsizlik, id, ego ve süper ego kavramları soyuttur. Kavramların soyut olması onların Freud’un kafasının içinde dolaşan birer düşünceden ibaret olduğunu göstermez. Aksine, bu üç ayrı psikolojik fonksiyonun uygulamasını içeren zihinsel hayatı yargılamış ve fonksiyonları düzenleyen zihinsel yaşamı yerine koymuştur. Bu fonksiyonların çalışma konusu olduğu psikolojik yöntemler gözlenince, bu yapıların doğaları daha açık ve daha somut hale gelmiştir.

YÖNTEM

Karakter teorisinin yöntemi, daha önceden de bahsettiğimiz gibi dürtüsel enerji ile ilgildir. Freud’un zihinse enerjiye bakış açısı tamamen biyolojiktir. Psikanalitik teoride, ruhsal enerjinin kaynağı vücudumuzda heyecan uyandıran durumlara uzanır. Bu durumlarda gerilimi azaltacak yöntemler aranır. Bu durumlara da içgüdü veya dürtü denir. Her iki kelime de Freud’un yazılarında kullanılmıştır o yüzden bir kıyas yapmak mümkün değildir. İçgüdü genellikle sabit hareket örnekleri için kullanılır (kuşların içgüdüsel olarak yuva yapması gibi). Buna zıt olarak, dürtü ise çevrenin verdiği fırsat ve baskılara bağlı olarak özel hareketleri harekete geçiren enerjinin kaynağıdır. Dürtü hakkındaki bu düşünce tam olarak Freud’un yöntemler üzerinde tartışırken kafasında olan düşüncedir.

Bu durumda akla iki soru gelebilir:
1- İnsan doğasında kaç tane içgüdüsel dürtü vardır ve nedir?
2- Bu dürtülerle ilgili ortaya çıkan enerjiye ne olur?

Yaşam ve Ölüm Sezgileri

Günlük hayatımız geniş çapta aktiviteler içerir: iş, arkadaşlarla geçirilen zaman, eğitim, duygusal partnerinizle geçirdiğiniz zaman, spor, sanat, müzik ve bunun gibi bir çok aktivite. İnsanların çoğu bu aktiviteler ile meşgul olduğundan beri, her birinin basit insan içgüdüsü olduğu düşünülebilir.

Fakat ‘’çoklu içgüdü modelleri’’ Freud’un peşinde olduğu teorilerden bir parça değildir. Aksine o kariyeri boyunca ufakda olsa içgüdüsel etki altında kalmış insan aktivitelerinin çeşitliliğini açıklamaya çalışmıştır. Teorik formüllerle anlaşılır kılınan karmaşık insan davranışları doğrultusunda teorik tutumluluğu (bölüm başarmaya 1’de bahsettiğimiz gibi) başarmaya çalışmıştır. Freud’un zihinsel dürtüler ile ilgili düşünceleri kariyer hayatı boyunca değişmiştir. İlk bakış açısı, ego ile ilgili içgüdünün insanın kendisini korumasıyla, kendi yakınındakileri korumasıyla ve cinsel dürtülere olan yatkınlıkla ilgili olduğu yönündeydi. Daha sonraki bakış açısı (son, klasik psikanalitik bakış açısı), iki içgüdü içeriyordu: yaşam içgüdüsü ve ölüm içgüdüsü.

Yaşam içgüdüsü, insanları kendilerini korumaya ve organizmalarını çoğaltmaya iter. Freud bu enerjinin isminin libido(cinsel dürtü) olduğunu açıklamıştır. Ölüm içgüdüsü, yaşam içgüdüsünün tam tersidir. Bu dürtünün hedefi organizmanın ölmesi ve inorganik haline geri dönmesidir. Bu durumda ölüm içgüdüsü size mantıksız gelebilir. Neden insanların içinde böyle bir dürtü olabilir? Ölüm içgüdüsü psikologlar ve psikanalistler arasında en az kabul gören ve en çok tartışılan konulardan biri olarak kalmıştır. Ölüm içgüdüsü 19. Yüzyılın bazı biyolojik fikirleriyle uyuşmaktadır. Bu fikirler, Freud’un düşüncelerini organizmanın bir huzur arayışı içinde olması açısından yansıtmaktadır. Aynı zamanda insan kondisyonlarını gözlemleme açısından da tutarlıdır. Maalesef, çoğu insan psikolojik problemlerinden kaçmak için intihar yolunu seçmektedir. Aslında bu da insanın ölüme olan içgüdüsünün bir yansımasıdır.

Fonksiyon Enerjisi

Zihnin mekanizması enerjiyi farklı aktivitelere doğru yönlendirebilir. Fonksiyonların dinamiğinde. Birinin içgüdülerine tam olarak ne olur? Tamamen bloke edilebilirler, değiştirilerek açığa çıkabilirler ya da direk olarak açığa çıkarlar. Sevgi, cinsel bir arzunun değişik yolla ortaya çıkmış hali olabilir. iğneleme, agresif bir halin ortaya çıkarılma şekli olabilir. İçgüdünün asıl hedefi olan objede orijinal objeden bir diğerine aktarılabilir ve değiştirilebilir. Böylece, anneye duyulan sevgi eşe, çocuğa yada bir köpeğe aktarılabilir. İçgüdülerin değiştirilip, yönlendirildiği gibi bir diğeriyle birleştirilebilir.

Sayfa Başı