NASIL KATILACAKSINIZ?

1 Hemen başvurunuzu yapın!
2 Eğitime katılın, başarılı olun!
3 Belgeniz adresinize gelsin.

Her tür soru, görüş ve önerileriniz için E-Destek talebinizi tarafımıza iletebilirsiniz. Teşekkürler!

MESAİ SAATLERİ;

Pts-Cu: 09:00 - 18:30
Cts: 09:00 - 16:00
Pazar günü sadece E-Destek!

İlk sosyologlar: Toplum hakkında fikirleri olan insanlar

Yazar: Psikolog / Pazar, 17 Temmuz 2016 / Published in international

Yüzyıllar boyunca insanlar sosyal örgütlenme konusunda farklılıklardan çok benzerliklere odaklandılar. Onların düşüncesine göre, toplumlar birbirinden farklı ise, bazı toplumlar “doğru” bazıları ise “yanlış” olmalıydı. Peki, doğru ve yanlış olana kim karar verecekti? İşte bunun üzerine düşünmüş olanlara dair bir liste:

-Teologlar: Tanrının (veya tanrıların) dünya için bir planı olduğunu ve bu planın kutsal metinlerde yer aldığını savundular. Feodal toplum kilise ve devlet liderleri tarafından yönetiliyordu.

-Filozoflar: Filozoflar derin düşünce, gözlem ve tartışma aracılığıyla insan doğasının ne olduğunu çözebilirlerse mükemmel bir toplum tasarlayabileceklerine inanmaktaydı. Devlet adlı eserinde Platon ideal topluma dair görüşlerine yer vermektedir.

-Tarihçiler: Tarihçiler bugünü anlamak için geçmişe bakmışlardır. Kimi tarihçiler de şimdiki zamana uyarlanabilecek idealler için geçmişe baktılar. Örneğin pek çok tarihçi antik Roma’da, etkili yasal sistem konusunun halledilmiş olduğuna ve başarılı bir yasal sistemin Roma kanunlarına dayanması gerektiğine inanıyordu.

Tüm bu yaklaşımlar ilginç ve bazen de faydalıydı. Ancak 1700’lerin sonunda toplumu anlamak için yeni bir yöntemin gerekli olduğu anlaşıldı. Toplum giderek daha hızlı şekilde değişti ve insanlar toplum sorunlarının çözümlerinin 2000 yıllık kutsal yazıtlarda, felsefede veya yasalarda bulunabileceğine daha az inanır oldular.

Politik ve endüstriyel devrim:
18. ve 19. yüzyıllarda Batı toplumunu sarsmış olan değişimler o kadar şiddetliydi ki insan doğası ve sosyal örgütlenme hakkındaki uzun süreli varsayımların sorgulanmasına ve ürkütücü ve heyecan verici yeni sosyal dünyayı anlamada bilimsel yöntemin işe yarar olmayabileceğininin merak edilmesine neden oldu.

Politik devrimler
Fransız Devrimi ve Amerikan Devrimi’nin ardından diğer ülkelerde de geleneksel yönetim biçimlerine ve sosyal örgütlenmelere şiddetli şeklide karşı çıkmalar başladı. Giderek artan biçimde insanlar bir şeylerin farklı olması gerektiğine inanmaktaydı. Devrim yanlıları liderliğin seçimle değil doğuştan gelen bir şey olmasının doğru ve adil olmadığına inanıyordu. Bir sosyal örgütlenme sistemini yıkma konusunda zorlayıcı olan şey onu başka bir şeyle değiştirmek zorunda olmanızdır. Bastille’e hücum edip aristokratları susturmak oldukça özgürleştiriciydi fakat ya sonraki adım tam olarak neydi? Yönetime hangi yetkilerle, ne süreyle, kim geçmeliydi? Günümüzün nispeten istikrarlı demokratik kurumlarını oluşturmak uzun yıllar aldı ve bu sürede büyük karmaşalar meydana geldi.

Endüstri Devrimi
Hızla gelişen teknoloji 18. yüzyıl sonundan itibaren Avrupa’da ve kolonilerinde hayatı kökten değiştirdi. Daha önceleri pek çok insan için hayat oldukça yalındı. Belli bir yerde belli bir ailede doğar ve çok da ilginç olmayan, muhtemelen tarımla ilgili kaderinizdeki işi yapardınız. Bir kasabada doğduysanız belki nalbant olur veya kraliyet hanedanlığı için uşaklık yapardınız. Ticaretle de uğraşabilirdiniz, fakat büyük olasılıkla kendi evinizi inşa etmeniz ve kendi yiyeceğinizi yetiştirmeniz gerekecekti. Bulunduğunuz yere, aileye ve işe bağlı kalmanız gerekirdi.

Endüstriyel üretimle birlikte her şey hızlandı. Tarım ve hayvancılıkta daha az işgücü gerekir oldu. İnsanlar büyüyen şehirlere doluşmaya, fabrikalarda çalışmaya başladı. İhtiyaç duyulan şeyler satın alınmaya başlandı. Farklı dillerden ve kültürlerden insanların ani teması birbiriyle çekişmelerine neden oldu. Hepsinden önemlisi insanlar ve bilgi daha hızlı ve daha sık yayılır oldu. Ataları küçük bir dünyada yaşamış olan insanlar kendilerini büyük ve farklılıklar içeren bir dünyada buldular. Hiçbir şeye kesin gözüyle bakılamaz oldu. Doğru neydi? Yanlış neydi? Teologlar, filozoflar ve tarihçiler bir yol bulmak için elinden geleni yapıyordu, fakat artık yeni bir dünya anlayışının tam zamanı gelmişti.

Sosyolojinin Gelişmesi
Sosyoloji kelimesini ilk kullanan kişi Auguste Comte olmuştur. Bir Fransız düşünür olan Comte bu kelimeyi 1800’lerin başında toplum hakkındaki sistematik araştırmaları ifade etmek için türetmiştir. Yine de sosyolojinin kabul edilen bir araştırma alanı olarak yerleşmesi neredeyse yüzyıllık bir süreyi bulmuştur

Hayatı pozitivizm ile anlamaya çalışmak
Comte pozitivizm düşüncesine inanan filozoflar ve tarihçiler grubundandı. Pozitivizm düşüncesine göre sosyal dünyayı incelemek için doğa bilimleri yöntemlerinin verimli şekilde kullanılması mümkündü. Bu düşünce “pozitif düşünce” ile aynı şey olmayıp, insanın olayları anlamak ve şartları iyi hale getirmek konusundaki yeteneğine olan iyimser inancı temsil etmektedir. Pozitivizm günümüzde halen sosyologlara esin kaynağı olmaktadır. Kitabın 2. bölümünde sosyolojinin sürprizleri için hazırlıklı olmanızı tavsiye ederim. Comte ve diğer sosyologlar toplumun hâlihazırda benimsenmiş ve toplumu düzenleyen ilkelerden çok farklı olan ilkelerle daha iyi şekilde düzenlenmesinin mümkün olabileceğini savundular. Pek çok insan bu fikri kabul etmekte zorlandı. Bugün de sosyologlar insanlara uzun süredir inandıkları şeyleri hiçe sayan bilgiler sunduğunda, aynı dirençle karşılaşıyorlar.

Geçmişteki sosyologların ortak fikirleri
Comte ve geçmişteki diğer sosyologlar sosyal dünya hakkında çok çeşitli fikirlere sahipti fakat argümanlarında bazı ortak noktalar vardı. Filozoflar, tarihçiler ve ekonomistler bilimsel yöntemleri kendi alanlarında kullanmanın etkili olup olmayacağını merak etmeye başlamışlardı. Zamanla tüm bu alanlardaki pozitivist düşünürler sosyal dünya hakkındaki belli fikirleri paylaşmaya başladı. Aşağıda örneklerine yer verilen bu fikirler yeni sosyoloji biliminin temeli haline geldi:

-Hiçbir kral, rahip veya filozof hangi sosyal düzenlemelerin en iyi olacağına karar veremez; bunlar ampirik araştırmalar ve sistematik analizlerle belirlenmelidir.

-Toplum rastlantısal olmayan biçimde ilerlemektedir. Sosyal değişim, iyi veya kötü, bir anlam ifade etmektedir.

-Eşitsizliğin bir miktarı kaçınılmaz olsa da, sosyal sınıfa, doğum yerine veya soya dayalı eşitsizlik sadece ahlaka aykırı olmakla kalmayıp aynı zamanda işe yaramazdır.

Sosyoloji serüvenleri
Devrim Çağı Avrupa’da heyecan verici bir zaman dilimidir. Toplum hakkında cesur ve yeni fikirlerle ortaya çıkmak tehlikeli olsa da, bu fikirlerin büyük etki ve öneme sahip olduğu dönemlerdi. Günümüz sosyologları o yıllarda bazı sosyologların yaşadığı heyecan ve serüven dolu hayatı sadece hayal edebilirler.

Sosyolojinin kurucularından olan Marie Jean Antoine Nicolas Caridel de Condorcet kültürlü, itibarlı, entellektüel bir düşünürdü. Bir aristokrat olmasına rağmen aristokrasinin yıkılmasını savunmuş, devrimi desteklemiş, olaylar korkunç hale gelince saklanmak zorunda kalmış, sonunda genel inançlara ters düşen İnsan Zekâsının Tarihsel Gelişimi adlı kitabının el yazmalarıyla yakalanmış ve hapishanede ölmüştür.

Claude Henri de Rouvroy, Comte de Saint Simon da bir diğer cesur adamdı. Amerikan Devrimi esnasında Fransa’nın sömürge ordusuna yardım etmek için gönderdiği askerler arasındaydı. Fransız Devrimi sırasında hapse atıldı. Ancak hapisteyken mal varlıklarını paraya çeviremediği için, hapisten çıktığında, paranın değer kaybetmesi nedeniyle ironik şekilde çok zengin olmuştu. Peki, bu serveti ne yaptı? Meteliksiz kalana dek harcadı ve sonra kendini yazmaya verdi. Saint Simon yıkıcı politik devrim sonrasında Avrupa’yı sadece bilim insanlarının toparlayabileceğini savundu. Saint Simon’un ölümü sonrasında onun en ateşli öğrencileri komün halinde bir arada yaşanan ve ilerici sosyal fikirleri savunan bir tür kült meydana getirdiler. Bu tecrübe kötü sona erdi, liderleri hapse gönderildi. Görünen o ki, sosyologlar dünyayı yönetmeye pek hazır değildi.

Sosyoloji: En ihtiraslı bilim
Comte sosyolojinin gelişiminin genel anlamda bilimin gelişmesinin sonucu olduğuna inanıyordu. Onun düşüncesine göre savaşlar ve diğer anlaşmazlıklar bilimsel yollarla önceden kestirilebilir ve önlenebilirdi. Comte’ye göre bilimler bir hiyerarşiye sahiptir ve en tepede en hırslı, en önemli bilim olarak sosyoloji yer almaktadır. Comte’ye göre toplumun parçalarını ayrı ayrı inceleyerek, yani sadece ekonomiye bakarak veya sadece devlet yönetimine bakarak, onu anlamak mümkün değildir. Bütününe bakmak gerekir. Comte döneminde sosyoloji tek sosyal bilim değildi. Ekonomi bilimi hâlihazırda oluşturulmuştu, psikoloji insan aklını incelemek üzere gelişim halindeydi. Comte bunları biliyordu ve sosyolojiyi diğer disiplinlerle elde edilemeyecek fikirleri sunan ayrı bir bilim dalı olarak gerekli görüyordu.

Sayfa Başı