NASIL KATILACAKSINIZ?

1 Hemen başvurunuzu yapın!
2 Eğitime katılın, başarılı olun!
3 Belgeniz adresinize gelsin.

Her tür soru, görüş ve önerileriniz için E-Destek talebinizi tarafımıza iletebilirsiniz. Teşekkürler!

MESAİ SAATLERİ;

Pts-Cu: 09:00 - 18:30
Cts: 09:00 - 16:00
Pazar günü sadece E-Destek!

İNSANLAR HAKKINDA SORULAR: NE, NASIL VE NEDEN

Yazar: Psikolog / Pazartesi, 01 Ağustos 2016 / Published in international, Makale

İnsanlar hakkında sorular genellikler üç tiptir? Ne gibi bir karaktere sahipler? Bu karakter nasıl oluştu? Neden oluştu? ‘’Ne?’’ sorusu ile insanın karakteristik özelliklerini ve bunlar arasındaki bağlantıyı keşfetmeye çalışır. ‘’Nasıl?’’ sorusu da karakterin nasıl etkilediği üzerinde durur. Genetik yapılar insan karakterini nasıl etkiler? Sosyal çevre insanı nasıl etkiler? Ve ‘’Neden?’’ sorusu ile de bireysel davranışların arkasında yatan sebepler ve bunları oluşturan nedenler hakkında bilgi edinilmeye çalışılır. Cevaplar kendi içlerinde yeni sorulara yol açar: Bir çocuğun okulda başarılı olma sebebi ailesi mi yoksa kendi yetenekleri midir? Bir anne çok sevecense, bu durum onun şefkatli olmasından mı kaynaklanır yoksa kendi çocukluğunda yaşadığı eksiklik onu bu duruma mı itmiştir?

Teoriler bu üç tip soruya cevap vermelidir.

İNSAN HAKKINDA SORULARIN YANITI: YAPI, SÜREÇ, GELİŞİM VE TEREPATİK DEĞİŞİMİ ANLAMAK

Ne, nasıl ve neden sorularını cevaplamak dört farklı konu ortaya çıkarır:
Kişisel yapı,
Kişisel süreç ( kişinin dinamik karakter görüntüsü ve dürtüleri),
Büyüme ve gelişme ( insanın diğerlerine benzemeyen bir kişi olarak gelişmesi),
Psikolojik değişim (insanların değişimi ve değişime direnişi).

Yapı

Karakteristik yapı, durağan ve zamanla değişmeyen, bir insanı diğerinden ayıran psikolojik niteliktir. Bu nedenle vücudumuzun bir parçasıymış gibi, fizikte bir atom veya molekülmüş gibi sayılabilir.

Analizin Öğeleri

Farklı kişilik teorileri, farklı karakteristik yapıları anlatmaktadır. Bu durumun bilimsel tanımı, birbirinden farklı kişilik teorileri, değişik analiz öğeleri sunmaktadır şeklinde yapılabilir. Bir sandalyeyi ele alacak olursak, tanımlanmasını istediğimiz sandalye hakkında insanlar fiyatına, yapımına göre birçok farklı yorumda bulunurlar. İnsanı tanımlamak da bundan farklı değildir. Çeşitli analiz öğeleri doğrultusunda, insan hakkında yorumlarda bulunulabilir.

Analiz öğeleri arasında en yaygın olanlarından birisi, kişisel özellikleri tanımlamaktır. Siz, bu analiz öğesini çoktan hayatınıza geçirdiniz. Eğer bir arkadaşınızı ‘’sosyal’’, ‘’dürüst’’ gibi özellikler doğrultusunda tanımlıyorsanız, analiz öğesini kullanıyorsunuz demektir ve bu analiz iki alt anlam içermektedir.

1-Arkadaşınızın ortalama günlük yaşamına bakarak vardığınız kanı,
2-Arkadaşınızı diğer insanlarla kıyaslayarak vardığınız kanı.

Diğer bir analiz öğesi de tiplemelerdir. Örneğin bazı araştırmacılar, bazı davranış özelliklerinin bir araya gelerek oluşturduğu üç insan tipi ortaya koymuştur:
Bir duruma kolay adapte olabilen ve psikolojik stresten kendini arındırabilen insan. Sosyal çevre içerinde utangaç ve duygularını kontrol edemeyen insan.

3-Çekinmeden, serbestçe davranabilen ve kontrollü insan. (Asendorpf, Caspi & Hofstee, 2002).
İnsanları farklı kategorilerde sınırlandırmak, bir diğerine daha az karakteristik özellik verildiği anlamına gelmez. Onların daha farklı karakteristik özelliklere sahip olduğu anlamına gelir. İnsanları boy uzunluklarına göre ‘’kısa’’ veya ‘’uzun’’ şeklinde tanımlamakta bir sınıflandırma yöntemidir fakat bu yöntem psikoloji dışındadır. Uzunluğa göre sınıflandırmak psikolojik açıdan bir sınıflandırma sayılmamasına rağmen, cinsiyet açısından ‘’kadın’’ veya ‘’erkek’’ şeklinde tanım yapmak psikoloji alanında bir sınıflandırma sayılır.

Karakter hakkında düşünmek için alternatif diğer bir yöntem de karakteri sistem olarak düşünmektir. Sistem davranışları parçalar halinde incelemek yerinde bütün halinde ele alır. Karakteri sistem olarak ele alan kuramcılar, insanların kişisel özellikleri olarak tanımlanan niteliklere sahip olduklarını fark eder. İnsanları, karmaşık sisteme sahip, basit bir sisteme sahip şeklinde sınıflandırabilirler. Bazı sistemler yaklaşık olarak aynı huyların toplanmasıyla oluşmuş ya da zıt özelliklerin toplanmasıyla oluşmuştur.

Hiyerarşi

İki şey hiyerarşik olarak birbiriyle ilişkilidir.
Örnek oluşturmak.
Bir amaca hizmet etmek.

‘’Ağaç’’ ile ‘’bitki’’ arasında hiyerarşik olarak örnek oluşturma ilişkisi vardır. ‘’Ağaç’’ , ‘’bitki’’ için bir örnektir. ‘’Spor yapmak’’ ile ‘’ vücudun şekil almasını sağlamak’’ arasında da hiyerarşik bir ilişki vardır. ‘’Spor yapmak’’, amacına hizmet etmektedir. Oldukça bilinen hiyerarşik sistem; üst düzeyin, alt düzeyi düzenlemesidir. Sinir sistemini ele alacak olursak; beyin üst düzeydir ve diğer sistemleri düzenler. İş hayatında da durum aynıdır. Yönetim, alt departmanları düzenler. Karakterin hiyerarşik düzeni de buna benzerlik gösterir. Üst düzey hedeflerimiz (iyi bir insan olmak, başarılı olmak vb.) alt düzey hedeflerimizi etkiler (kibar olmak, çok çalışmak; Carver & Scheier, 1998). Bir başka yaklaşım ise hiyerarşinin önemini azaltıyor. İki farklı kişisel özelliği ele alalım:
Dürtüler doğrultusunda hareket etmek
Dürtülerinizi kontrol etmek.
Bazı zamanlar dürtülerini kontrol edemezsiniz ve davranışlarınızın kontrolünü kaybedersiniz. Bazen de dürtülerinizi kontrol edebilir ve davranışlarınızın kontrolünü ele alırsınız. Bu iki durum arasında oluşturulabilecek bir hiyerarşi yoktur.

Süreç

Kişisel süreç ile kastedilmek istenen, kısa bir zaman periyodu içerisinde değişen davranışlardır. Davranışlarınızın, düşüncelerinizin ve duygularınızın kıs bir an içerisinde değişmesine rağmen siz hala aynı insansınızdır. Ders çalışırken, düşünceleriniz dikkatinizi dağıtabilir ve bir anda bir şeyler yemeye karar verebilir ardından da çok yediğiniz için suçlu hissedebilirsiniz. Motivasyon, duygu ve düşüncelerinizdeki bu hızlı dalgalanmalar, psikologların karakter süreci hakkındaki çalışmalarda üzerinde durdukları konudur. Kişisel yapıda olduğu gibi kişisel süreçte de çeşitli analiz yöntemleri vardır. Karakter kuramcıları, farklı motivasyon yöntemleri üzerinde durmuşlardır. Bazıları, gelecek ile ilgili tahminlerin insanları biyolojik dürtülerden daha çok motive ettiğine inanır. Bazıları ise, bir başkasını mutlu etmenin, kendini mutlu etmekten daha mutluluk verici ve motive edici olduğun düşünür. Bu kitap doğrultusunda okuyacağınız teoriler, sizlere klasik insan doğası ile ilgili uzun yıllardır tartışılan sorular için bilimsel kanıtlar sunacaktır.

Büyüme ve Gelişme

Bu alanda yalnızca şu anda sahip olunan karakter üzerinde durulmaz, bu karaktere nasıl sahip olunduğu üzerinde de durulur. Bir diğer tanımla, kişisel gelişim üzerinde çalışılır. Bunu yaparken iki farklı yönteme başvurulabilir. Bunlardan birisi; insanlar tarafından deneyimlenmiş gelişim örneklerini karakterize etmek diğeri de, bireysel faktörleri oluşturan gelişimsel faktörleri anlamaya çalışmaktır. Bireysel farklılıklar üzerine çalışırken ‘’insan doğası’’ ve ‘’insanın yetiştirilme şekli’’ birbirinden ayrılır. Bizler şu an her kimsek bunun bir sebebi kalıtımsal yollarla edindiğimiz huylar olabilir.

Biyolojik yapımız bizim doğamızı oluşturur. Bir diğer sebebi de, aile ve sosyal çevre içinde deneyimlenen huyların yansıması olabilir. Eğer karakterinizi beğenmiyorsanız, kimi suçlamalısınız?

Size bıraktığı genlerden dolayı ailenizi mi? Yoksa sizi yetiştirdikleri ortam yüzünden ailenizi mi? 20. yüzyılın ortalarında, araştırmacılar davranışlar üzerinde etkili olan çevresel etkenlere odaklıydılar. Genetik yapı göz ardı ediliyordu. 1970’lerin başlarında, ikizlerin karakteristik benzerlikleri üzerinde çalışılmaya başlandı. Bu çalışma genetik yapının davranışlar üzerindeki etkisine kesin kanıtlar sunulmasını sağladı (Loehlin & Nichols, 1976). Son yıllarda ise araştırmacılar, genetik yapı ile çevresel faktör arasındaki bağlantıyı açıklamaktadır. Çevresel etkenler, biyolojik mekanizmaları harekete geçirir. Nasıl ki vücut için protein yapısal bir unsursa, çevresel etkenler de biyolojik organizma için aynı şeyi ifade eder ( Gottlieb, 1998; Rutter, 2012). İnsan doğası ve biyolojik yapı – deneyimler ve genetik- birbirinden ayrı değildir. Birlikte çalışır ve şekillendirirler (Lewontin, 2000; Meaney, 2010). ‘’ Hangi çevresel ve biyolojik etkenler, insanın hangi yönünü etkiler?’’ sorusu, büyük ve sormanız muhtemel bir sorudur. Günümüzün bulguları ile bu soru için cevap niteliği taşıyabilecek bulgu sunacağız.

Genetik Etken

Genetik faktörler, kişisel farklılıklar oluşmasına yol açar (Kim, 2009). Günümüzün araştırma bulguları, araştırmacılara karakteri etkileyen özel noktalara değinme imkânı sağlar. Ana noktalardan birisi de, huydur. Bu terim, biyolojik temelli duygusal ve davranışsal yatkınlıklar kastedilir. Derinlemesine çalışılan huy, korku reaksiyonları ve kısıtlanmış davranışlar ile ilgili bilgiler içerir.

İnsanlar; bilinmeyen bir durumla karşılaştıklarında, o duruma korkuyla verdikleri tepkimelere göre huy bakımından farklılık gösterir. Genler, korku reaksiyonlarını içeren beyini etkiler. Genetik yapının yanında çevre de etkileyici faktördür. Araştırma bulguları, utangaç çocukların yaşıtları ile birlikte düzenli olarak vakit geçirdiklerinde, utangaç olma eğilimlerinin azaldığını gösterir. Karakteristik özelliklerin evrimsel yapısı ile ilgili araştırmalar yürüten psikologlar da karakterin genetik temelleri ile ilgili çalışmışlardır. İnsanlar, onların evrimsel geçmişini oluşturan psikolojik yatkınlıklara sahiptir.

Psikologlar, evrimsel geçmişlerimiz tarafından oluşturulan psikolojik yatkınlıklar üzerinde çalışmalar yürütürler. Evrimsel psikolojide diğerlerinden farklı araştırma ve analiz yöntemleri kullanılır. Evrimsel psikoloji, bireysel farklılıkları oluşturan genleri esas almaz. İnsan doğasında bulunan, ortak genlerin üzerinde durur. Bizim birçok genimiz diğer insanlar tarafından da taşınmaktadır. Bazı ırksal farklılıklar, yüzeysel farklılıklara sebep olur; ten rengi gibi. Bu farklılık, evrensel olan beynimizin yapısal, bir farklılığı ile ilgilidir. Evrimle ilgilenen psikologlar, kalıtımsal olarak edindiğimiz genlerin, çevremize yansıtacağımız davranışları önceden hazırladığını iddia eder. Bu yansımalar, karşı cinse olan ilginizi gösterirken, bir bebekle ilgilenirken ortaya çıkabilir ya da bir olaya veya objeye duygusal olarak verdiğimiz tepkilerde kendini gösterir. Fakat duygular evrimsel bir kalıtım olsaydı, sevinç, mutluluk, üzüntü ve korku vb. duyguların da yüzümüzde yarattığı ifadelerin de kültürden kültüre farklılık göstermesi beklenirdi. Özet olarak, bazı farklılıkların kültürle ilgili olduğu düşünülürken, bir yandan bunun çevresel etkenlerle ilgili olabileceği de düşünülmektedir.

Çevresel Etken

Karakter, çevre tarafından şekillendirilir. Eğer biz bir toplum içerisinde yetişmeseydik, şu anda insan tanımımıza uyan bir insan bile olamazdık. Hayat tarzımız, kişisel hedeflerimiz büyük ölçüde çevremizin etkisi altında kalınarak belirlenir. Karakter üzerine çalışılırken üzerinde durulan çevre faktörleri şu şekildedir: Sosyal sınıf, kültür, aile ve yaşıtlarımız. (konu metni)

ZİHİN VE KARAKTER EVRİMİ

Bilimsel psikolojinin başlangıcından beri, insan beyninin tıpkı geriye kalan insan anatomisi gibi evrimin bir sonucu olduğu bilinmektedir. William James’in (1890) Principles of Psychology adlı kitap, Charles Darwin’in evrim teorisi ile zihinsel yapının anlaşılmasının birbiriyle ne kadar ilgili olduğunu açıklayarak bölümü sonlandıracak en iyi kitaplardan biridir. Evrimin biyolojik esasları ile karakterin ve zihnin psikolojik analizindeki merkez düşünce; doğduğumuzda zihnimizin kalıtımsal yatkınlıklardan yoksun, boş bir yazı tahtası olmadığıdır. Aksine, insanlar doğuştan bazı yatkınlık ve yetenekler ile doğdular. Evrim sürecinin dışına uygunluğu kanıtlanan psikolojik yatkınlıklar üreten sinir mekanizması, zihinsel yapımızın doğuştan gelen bir parçasıdır. Günümüzde hiçbir karakter bilimcisi, karakterin evrimin bir parçası olduğundan şüphe duymamaktadır. Geriye önemli bir soru kalır. Zihnin ne kadar büyük bir parçası, doğduktan sonra elde etmenin zıt durumu olan evrim ile açıklanır? Evrim; bize evrimsel geçmişimize uygunluğu kanıtlanmış, değişmeyen bir takım yatkınlık mı vermiştir yoksa zamanın gereksinimlerine uyum sağlayabilecek esneklikte bir beyin mi sunmuştur?

Bu kısımda; The Blank State ( Steven Pinker, 2002) adlı kitaptan alınan içerik sunulmuştur. Pinker, insanların, özel evrimsel sürecin bir ürünü oldukları düşüncesini kabul etmekte çok yavaş olduklarına inanıyor. Yeni deneyimler doğrultusunda, psikolojik kalitelerinin de değişeceğini düşünmeyi hoş buluyorlar. Umarız, daha iyi bir eğitim ve aydınlatılmış toplum ile daha kibar ve hoşgörülü bir dünya yaratırız. Bu dünya, daha az önyargı ve saldırganlık, daha fazla hoşgörü ve huzur barındırır. Evrimin karakteri şekillendirmedeki etkisini anlamak, insan doğasının basit yapısını anlamak için anahtar olabilir. Bu anahtar daha sonra insanlığımızı eleştirmeyi, daha etkileyici sosyal politikalar oluşturmayı ve sosyal politikaların işe yaramadığını anlamamıza yardımcı olur. Pinker’ın analizleri günümüzde psikoloji alanında ve ötesinde tartışma konusudur. Onun evrimsel sisteminin, insan yapısını kısıtlı seviyede açıkladığı söylenir. İnsanlar, müzik dinliyor ya da yapıyor, sanat için uğraşıyorlar, din veya filozofik düşünce üzerine çalışıyorlar. Bu eylemleri yaparken hayal güçlerini ve entelektüel zekâlarını kullanıyorlar. Bu eylemlere duyulan eğilim ile yalnızca hayatta kalma ve üretme çabası içinde geçen evrimsel süreç arasında bağ kurmak oldukça zordur. Biyologlar, evrim üzerine çalışan psikologları, verilerinin yetersizliğinden ve alternatif hipotezlerin ihmali yüzünden eleştirmişlerdir. Aynı zamanda sabit gerçeklerden çok tahmini veriler üzerinde durduklarından dolayı da eleştirilmişlerdir. Evrim kuramcıları zamanı ve çevreyi göz ardı etmişlerdir. Kişiliğimiz yalnızca evrimin gücü ile şekillenmemiş aynı zamanda kişisel gelişimimiz boyunca edindiğimiz bireysel deneyimlerimiz tarafından da şekillenmiştir. Şimdi eğer bir karakter bilimcisi, zihnimizin doğduğumuzda boş bir tahta olduğunu iddia ederse, evrim bilimcileri yeterli bir sistem ile size çalışmasını sunacaktır. Bu soru bulgu, kanıt ve fikirler, alan psikoloji alanının hala geçerli tartışma ve sorularıdır.

Kültür

Kültür, insan olmanın ne demek olduğunu anlamamız için anahtar faktördür. Her kültür kendi içinde gelenek ve yaptırımlara sahiptir. Bu yaptırımlar insanlarda belirli bir inanç oluşmasını sağlar. Değerler insan hayatındaki en önemli şeylerden birisidir. Sonuç olarak, bir kültürün insanları aynı karakteristik özellikleri paylaşıyor olabilir. Fakat insanlar özelliklerinin doğuştan geldiğine inandığı için ya da kendi özelliklerinin dünya üzerindeki tüm insanlar tarafından paylaşıldığına inandığından dolayı kültürel benzerlikleri ve kültürler arası farklılıkları fark etmekte zorlanırlar. Kültür kişiliğimize nüfuz etmiş bir unsurdur. Yaşadığımız kültür, ilişkilerimizdeki davranışları, üzüntü ya da mutluluğu nasıl tanımladığımızı, hasta ya da sağlıklıyken nasıl göründüğümüzü ve hatta ölüm ve hayatla nasıl başa çıktığımızı belirler.

Sosyal Sınıf

Kültürün yanı sıra karakterimizi ve gelişimimizi, içinde bulunduğumuz kültürde farklılıklar gösteren sosyal sınıf da etkiler. Rolümüz, statümüz, görevlerimiz ve ayrıcalıklarımız sosyal sınıfa göre belirlenir. Tıpkı kültür gibi sosyal sınıf da insanların kapasitesi, yatkınlıkları üzerinde etkilidir. Aynı zamanda insanların bir durumu nasıl algılayacağını ve geri dönüş yapacağını da belirleyen faktördür.

Aile

Ailelerin tutumu farklılık gösteren bir unsurdur. Aileniz, sevgi dolu, katı, aşırı korumacı ya da düşünceli tutumlar sergileyebilir. Bu davranışlar sizleri etkileyen bir diğer faktördür. Aile, çocukların davranışlarını 3 önemli yol doğrultusunda etkiler.

1- Kendi davranışları doğrultusunda, aileler çocukların yeni davranışlar sergilemesine yol açar.(hayal kırıklığı agresifliğe neden olur.)
2- Aileler çocuklar için bir rol modeldir
3- Bazı davranışlar aileler tarafından ödüllendirilir.

Yaşıtlar

Aile dışında çocukları etkileyen bir diğer önemli unsur da, içinde bulundukları akran grubudur. ‘’ Aynı ailede yetişen çocuklar neden ve nasıl birbirinden farklı oluyor?’’ sorusunun cevabıdır. Yaşıtları ile birlikte onları etkileyecek yeni deneyimler yaşarlar, yeni kural ve davranışlar oluştururlar. Örnek verecek olursak, iyi arkadaşlıklar kuramamış bir çocuk, tartışmaya meyillidir ve daha saldırgan davranışlar tutumu içerisinde bulunurlar.

Sayfa Başı