NASIL KATILACAKSINIZ?

1 Hemen başvurunuzu yapın!
2 Eğitime katılın, başarılı olun!
3 Belgeniz adresinize gelsin.

Her tür soru, görüş ve önerileriniz için E-Destek talebinizi tarafımıza iletebilirsiniz. Teşekkürler!

MESAİ SAATLERİ;

Pts-Cu: 09:00 - 18:30
Cts: 09:00 - 16:00
Pazar günü sadece E-Destek!

Kadın Psikolojisinin Tarihsel Gelişimi

Yazar: Psikolog / Pazartesi, 11 Temmuz 2016 / Published in international, Makale

Psikoloji tarihi incelendiğinde, diğer disiplinlerde de olduğu gibi, yapılan önemli işlerin çoğunun erkekler tarafından ve erkekler için olduğu görülür. Erkeklerin lehine olan sosyal yapı ve cinsiyetçilikten dolayı kadın ve psikoloji kavramları birbirinden ayrı tutulmuş ve psikoloji kadınlar için uygun bir alan olarak görülmemiştir. Önceleri kadınların alana yaptıkları önemli katkılar göz ardı edilmişse de, son dönemlerde kadınlar verdikleri uğraşlar ve mücadele sayesinde psikoloji disiplininin önemli bir parçası olmayı başarmışlardır.

Tarihte Kadınlar
Kadın psikolojisinin tarihine bakmadan önce, tarihte kadının genel olarak nasıl nitelendirildiğine bakmak gerekir. Geleneksel yaklaşıma göre kadın tarihi sadece başarılı ve kayda değer kadınların yer aldığı, “dengeleyici tarih” olarak görülmektedir. Bu yaklaşım Mary Calkins, Margaret Floy Washburn ve Christine Ladd-Franklin gibi en eski kadın psikologların da incelenmesini gerektirir.

Kadın tarihinin bir sonraki aşaması “katkı tarihi” olarak görülebilir. Buna göre, kadınların önemli olarak kayda geçmelerinin önkoşulu alana yaptıkları katkılardır. Örneğin, bir kadının süregelen psikoloji alanına nasıl bir katkıda bulunduğu incelenebilir. Ancak, Lerner (1992) tarih boyunca kadınların katkılarını incelemek için belirli zaman kalıpları ve sınırlarla örülü tek yönlü parametrelerin ötesinde, çok yönlü bir “geçişken kadın tarihi” önermektedir. Bu sistem, kadının belirli kategorilerle olan ilişkisini ve bu kategorilere nasıl katkıda bulunduğu, onları nasıl geliştirdiği ve onlara nasıl tepki verdiğini kapsamaktadır. Dolayısıyla, kadınların psikolojideki yerini tarihsel olarak incelerken, cinsellik, üreme, annelik ve çocuk yetiştirme, etnik köken, ırk ve din gibi birçok psikolojik konu çok yönlü bir tabana toplanabilir.

Kadın Psikolojisini Tanımlamak
Kadın psikolojisi, cinsiyet farklılarını baz alan ve sadece kadınlara özgü hamilelik, emzirme ve adet görme gibi deneyimleri inceleyen bir alandır. Mednick (1976), kadın psikolojisini grup içindeki çeşitliliğin ve zaman boyunca kadın deneyimlerinin çalışılması olarak tanımlamıştır. Russo ise kadın davranışlarının incelenmesi tanımını kullanmıştır. Dolayısıyla, kadın psikolojisi kadınlarla ve kadınların deneyimleriyle ilgili olan tüm psikolojik konuları içerir (Denmark, 1977).

Psikolojik Araştırmalarda Kadınlar
Kadınların psikolojiye katkılarını anlamadan önce, kadının psikolojideki statüsünü anlamak gerekir. Cinsiyet değişkeninin araştırmalara dahil edilmesi üç farklı zaman dilimi ve kavramsallaştırmayla incelenebilir (Marecek, Kimmel, Crawford, & Hare-Mustin, 2003) :
– Problem olarak kadın
– Kadın-erkek farklılıkları ve benzerlikleri
– Feminist çalışmayla kadınların yaşamı

Eski zamanlardan günümüze kadar psikoloji araştırmalarına bakıldığında, psikolojinin özelikle erkek davranışlarına ve erkek hayvanlara odaklandığı görülmektedir. Kadın denekleri içeren en eski araştırmalar, kadınların daha alt derecede olduğu sonucuna varmıştır. Ayrıca, kadınların dahil edildiği deney gruplarında cinsiyet farklılıkları rapor edilmemiş, erkekler ölçü olarak alınmış ve kadınlar yine daha aşağı seviyede görülmüştür. Örneğin, Sir Francis Galton’un 19. Yüzyıldaki çalışması bireysel farklılıklara odaklanmış ve kadınların bütün kapasitelerinin erkeklerden daha az olduğunu belirtmiştir (Lewin & Wild, 1991, sayfa 582). Bunların dışında, genel olarak bakacak olursak, ilk çalışmaların %95i kadın-erkek karşılaştırmasını hiç yapmamış, dolayısıyla, cinsiyet kaynaklı olası farklılıkları göz ardı etmiştir (McKenna & Kessler, 1976).

Feminizmin ikinci dalgasının yayıldığı yıllarda, birçok psikolojik araştırma kadın erkek farklılıkları incelemeye başlamıştır. Ancak, bu inceleme de erkek üstünlüğünü desteklemiş ve kadının daha aşağıda olduğunu işaret etmiştir. 1944 yılında, Freud’un öğrencilerinden Helene Deutsch, “Kadın Psikolojisi” başlıklı ilk kitabı yazarak kadınların erkeklerden daha hassas bir psikolojisi olduğu görüşünü desteklerken, aynı zamanda anneliğin önemini ve erotizmi tartışmıştır.

Psikoloji, sıklıkla davranış bilimi olarak tanımlanmaktadır. Ancak, araştırmacıların yaygın bir uygulaması, sadece beyaz erkekleri ya da erkek hayvanları araştırma grubuna dahil etmektir. Bir araştırma grubunun genellenebilir ve toplumun tümünü temsil eden nitelikte olması gerektiği düşünülürse, sadece beyaz erkek deneklerin incelenmesi psikolojiyi davranış bilimi olmaktan çıkarıp beyaz erkeklerin davranış bilimi haline getirmektedir. Cinsiyet araştırmaları için üçüncü bir yöntem de tarihe bağlamsal ve cinsiyete ve kültüre duyarlı olarak bakmaktır. Feminist araştırmacılar özelikle kadınların neden ve nasıl hissettikleri, düşündükleri ve davrandıklarıyla ilgilenmektedir.

Kadın Psikolojisinin Tarihini Etkileyen İki Önemli Konu
Kadın psikolojisinin tarihine bakarken, Charles Darwin’in 1859 tarihli “Türlerin Kökeni” eseri ve Sigmund Freud’un çalışmaları önemli konu başlıkları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu iki çalışmanın ortak noktası kadınların alt seviyede olduğu görüşünü desteklemeleridir. Ancak bu destek, kadınların eşitlik için mücadelelerini de güçlendirmiştir.

Sosyal Darwinizmin Mitleri
Sosyal Darwinizm, Darwin’in “Türlerin Kökeni” eserindeki sosyal teorilere dayanmaktadır. Bireysel çeşitliliği ve türler arası çeşitliliği açıklamak amacıyla, Darwin doğal ve cinsel seleksiyon teorilerini önermiştir. Darwin, türler içindeki üyelerin yaşam için mücadele etme adına birbiriyle rekabet ettiğini ve organizmaların değişkenlik gösterdiğini gözlemleyerek, doğal seleksiyon düşüncesini ortaya atmıştır. Doğal seleksiyon, en uygun olanın yaşamaya devam etmesini öngörür. Cinsel seleksiyon ise erkeklerin kadınlara sahip olmak için verdikleri mücadele olarak tanımlanmaktadır ve bu seçimde başarısızlık doğal seleksiyonun aksine ölümle değil, neslini devam ettirecek yavru bırakamamakla sonuçlanır. Darwin’e göre kadınlar, erkekler için mücadele etmedikleri için, erkeklerle aynı zeka, azim ve cesarete ulaşma şansına evrimsel olarak sahip olmamaktadırlar. Dolayısıyla, sosyal Darwinizmin temel miti erkeklerin kadınlardan üstün olduğudur.

Herbert Spencer, teorilerini Darwin’in görüşlerine dayandırmış ve işlevsel özelliklerin zamanla biyolojik yapıya yerleştiğini belirtmiştir. Örneğin, kadınlar toplumda öncelikli olarak çocuk yetiştirici oldukları için zamanla annelik içgüdüsü kadınların biyolojik yapısına yerleşmiştir.

Mitin Çürütülmesi
Darwin’in teorileri ve sonuçları, alandaki birçok kadının sistematik çalışmalarla Darwin’in görüşlerinin yanlışlığını kanıtlama ihtiyacına itmiştir. !970lere kadar kadın psikolojisi ayrı bir alan olarak ortaya çıkmasa da, Leta Hollingworth, Helen Thompson, Mary Calkins ve Mary Putnam Jacobi gibi kadın psikologlar sosyal Darwinism mitini çürütmek için deneysel kanıtlar sunmuşlardır.

Leta Hollingworth
Leta Stetter Hollingworth kadın psikolojisiyle ilgili konulara odaklanan ilk araştırmacılardandır. Kadının sosyal rolü, adet dönemindeki akli ve fiziki performans ve çeşitlilik gibi psikolojideki köklü önyargıları incelemiştir. Hollingworth’un katkılarından biri adet dönemindeki akli ve fiziki performans değişikliklerinin adet döngüsü evreleriyle ilgili olmadığıdır. Ayrıca, Darwin’in daha büyük erkek değişkenliği görüşünün de doğru olmadığını göstermiştir. Hollingworth’a göre, kadınların daha az başarılı olmalarının sebebini anlamak için sosyal sınırlar ve kültürel engeller incelenmelidir. Hollingworth ve daha sonraki feministler, tarih boyunca problemin özünün, kadınların çocuk doğurması ve onlara bakması olduğunu söylemişlerdir.

Hollingworth ve antropolog Robert Lowie, 1916 yılındaki çalışmalarında bilimsel literatürdeki kültürlerarası, biyolojik ve psikolojik çalışmaları incelemiş ve kadınlarda doğuştan gelen (fıtri) bir aşağılığa rastlamamışlardır. Kısaca, Hollingworth kadın psikolojisi için yol açan ve mitleri çürüten, ilk feminist ve üretken araştırmacılardan biridir.

Mary Putnam Jacobi ve Mary Bissell
Mary Putnam Jacobi (1877), yazdığı kitapta kadınların adet döneminde fiziksel aktivitelerden kaçınmaları gerektiği görüşüne karşı çıkmış, ayrıca egzersiz yapmanın ve yüksek bir eğitim seviyesine sahip olmanın adet dönemini daha az rahatsızlıkla geçirmeyle ilişkili olduğunu belirtmiştir. Bir başka araştırmacı Mary Bissell ise kadınların duygusal kırılganlığı normuna karşı çıkmış ve bu kırılganlıkta sosyal faktörlerin etkisini işaret etmiştir.

Helen Thompson ve Mary Calkins
Helen Thompson, yaptığı psikolojik araştırmalarla döneminin sosyal ve kültürel varsayımlarına meydan okumuştur. Doktora tezi için zihinsel yeterlikte cinsiyet farklarını inceleyen Thompson, farklılıklardan çok benzerlikler bulmuştur. Cinsiyet farkları ortaya çıktığında ise, bu sonucun biyolojik nedenlerden değil, deneyim ve çevre etkileriyle meydana geldiğini göstermiştir.

Mary Calkins de kadınların zihinsel yeterliliklerinin erkeklerden daha az olduğu yönündeki sosyal Darwinizm mitini çürüten kadın araştırmacılardan biridir. Kadın psikolojisinin öncülerinden olmakla birlikte, 1905 yılında Amerikan Psikoloji Derneği(APA)’nin ilk başkanı olmasıyla tanınmaktadır.

Kadın Psikolojisinde Freud ve Diğer Psikoanalitik Etkiler
Sosyal Darwinizme ek olarak, kadın psikolojisinin gelişimindeki diğer bir konu başlığı Sigmund Freud’a olan tepkilerdir. Psikoanalitik yaklaşımın kurucusu olan Freud, kişilik teorisini bizzat kendisini incelemesine ve diğer bireysel vaka çalışmalarına dayandırmaktadır.

Dolayısıyla, Freud’un bulguları değerlendirilirken geçerlilik ve genellenebilirlik konusundaki limitleri dikkate alınmalıdır. Freud, hem kadın hem de erkek için cinsel dürtülerin kişilik gelişiminde çok önemli bir yeri olduğunu savunmaktadır. Freud’un psikoseksüel gelişim kuramına göre doğduktan hemen sonra kadın ve erkek arasında çok az bir psikolojik farklılık vardır.

Freud’un teorisinin en önemli köşe taşlarından olan Oedipus kompleksine göre erkek çocuğu annesine duyduğu istekten dolayı babasına düşmanlık beslemeye başlar. Ancak babası tarafından hadım edilme korkusundan dolayı, annesine olan dürtülerinden vazgeçerek kendisini babasıyla özdeşleştirir. Dolayısıyla, erkek çocuğu babasının ahlaksal değerlerini kabul eder ve erkeklerin ahlaksal kurallarına olan bu kabul ediş süperegonun oluşmasını sağlar. Diğer taraftan, kız çocukları penisleri olmadığını fark ettiklerinde erkek çocuklarını kıskanırlar ve bu eksiklerinden dolayı annelerini suçlarlar. Daha sonra bir penis elde etmeyi umarak, duygusal yüklemelerini annelerinden babalarına geçirirler ama burada ebeveynin ahlak değerlerinin içselleştirmesi yoktur. Yani, Freud’a göre, kadınlarda süperego gelişimi eksik kalır.

Freud, anatomik farklılıkların psikolojik ve sosyal farklılıklara da neden olduğu görüşündedir. Sağlıklı bir kadının asıl motivasyonu bir bebeğe sahip olmak olduğu için, sosyal olarak girişken ve başarı odaklı davranışlarda bulunmaz. Yani, kadınlar ahlaki normları ve kültürel idealleri erkeklere göre daha az içselleştirirler. Freud’un teorisine göre kadınlar ahlaki olarak daha az gelişmiş ve kültürden daha uzak kalmış olmaya mahkumdurlar. Aynı zamanda, kadınlar erkeklere göre yetersiz kişilik özellikleri göstermeye de mahkumdur. Dolayısıyla, Freud “biyoloji kaderdir” görüşünden yola çıkarak, biyolojik farklılıkların psikolojik farklılıklara neden olduğunu savunmakta ve böylelikle sosyal davranışları açıklayarak, erkek egemen mevcut durumun devamını desteklemektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sayfa Başı