NASIL KATILACAKSINIZ?

1 Hemen başvurunuzu yapın!
2 Eğitime katılın, başarılı olun!
3 Belgeniz adresinize gelsin.

Her tür soru, görüş ve önerileriniz için E-Destek talebinizi tarafımıza iletebilirsiniz. Teşekkürler!

MESAİ SAATLERİ;

Pts-Cu: 09:00 - 18:30
Cts: 09:00 - 16:00
Pazar günü sadece E-Destek!

KARAKTER VE BEYİN

Yazar: Psikolog / Pazartesi, 01 Ağustos 2016 / Published in international, Makale

Histeri (Konversiyon Bozukluğu) Felç, bulanık görme gibi sorunların, duygusal problemlerin bir sonucu olduğu doğru olabilir mi?

Bunun doğru olmayacağı tek durum, insanların çevresindekilerin dikkatini çekmek amacı ile numaradan hastaymış gibi davranmasıdır. Freud histeri üzerine çalışmaya başladığı ilk zamanlar bu örneklerle karşılaşmıştır. Yalan ile gerçeği ayırt etmek için beyin ve karakterden elde edilen kanıtlara bakmanız gerekmektedir. Araştırmacılar beyni resmetme tekniğini kullanarak 16 kişi ile çalıştılar.

Histeri rahatsızlığı bulunana kişilerde, motor-hareket denen semptomlar (çarpıntı, tik, yürürken anormal hareketler sergilemek) bulundu. Bu kişiler, psikolojik ve biyolojik olarak sağlıklı 16 kişi ile kıyaslandılar. Her iki grubunda beyinleri fMRI yöntemi ile tarandı. Yüzleri farklı bir çok farklı duyguyu yansıtıyordu: mutluluk, korku ya da nötr. Araştırmacılar bu araştırma ile hastaların ve sağlıklı gönüllülerin duygularını yansıtırken beyin aktiviteleri arasındaki farkı gözlemlemeyi umuyordu. Ve farklılık gözlemlendi. Hastaların beyninde duygularla ilgili bölüm ile motor-hareket ile ilgili bölümde diğerlerinden daha güçlü bir bağlantı vardı, tıpkı Freud’un beklediği gibi. Konversiyon bozukluğu belirtileri beynin motor-hareket bölümündeki normal işleyişi bozar. Bu araştırma aynı zamanda duygular ile bedensel hareketlerin bağlantılı olduğunu da göstermiş ve Freud’un zamanında teknoloji ile ilgili inanılmaz çalışmalarda kullanılmıştır.

Toplumda Birey

Freud’un insan ile ilgili en büyük bakış açılarından birisi de toplum ve birey ilişkisidir. Freud’un bakış açısı, Batı kültürünü merkez alan alternatif bakış açıları ile ters düşer. Alternatif bakış açısı insanın özünde iyi olduğunu, masum doğduğunu ve toplumun onu baştan çıkarttığını düşünür. Eski Ahit’e göre, Adem ve Havva Tanrı’nın bir parçası olarak dünyaya gönderilmiş ancak dünyada şeytana uymuş ve değişmişlerdir. Bu anlayış Batılı anlayış ile bağdaşmaktadır. Büyük Fransız filozof Rousseau bu fikri savunmuştur. İnsanların modern uygarlık kurulmadan önce merhametli ve iyi olduğunu daha sonra oluşan rekabet ortamının kıskançlık ve acımasızlık duygularına kaynaklık ettiğini öne sürmüştür.

Psikanalize göre, cinsel ve saldırgan dürtüler doğuştan gelir. Bireyler, onları memnun edecek hoşnutlukların arayışı içindedir. Toplumdaki rolümüz biyolojik eğilimlerimizi sınırlandırır. Toplumun en büyük fonksiyonu cinsel hayatı sınırlandırmaktır ve aynı zamanda toplum, çocuklara biyolojik doğalarını kontrol etmeyi ve neyin sosyal hayatta kabul görülmediğini öğretir. Medeni toplum çocukları nezaketten ve saygınlıktan yoksun bırakmaz. Çocuklar doğduklarında nezaket ve saygıdan uzaktırlar, içlerinde arzu ve saldırganlık duygularını barındırırlar. Bu duygular toplum tarafından sınırlandırılır. Sınır ölçülü olmalıdır. Bastırılmış dürtülerin başkaldırma ihtimalinden duyulan korku, sınırlandırmanın ölçülü olmasına sebebiyet vermiştir.

FREUD’UN İNSAN BİLİMİNE KARŞI BAKIŞ AÇISI

Fizik, onun modeliydi. Bu sayede teori ve araştırma arasındaki bağlantıya, aynı zamanda teorik konsepte duyulan ihtiyaca çok önem vermiştir. Fakat çalışmalarını belki de hayatını bilime adamış birisinden beklemeyeceğiniz bir yolda yürütmeyi seçmiştir. Bilim insanları teorilerini titizlikle inşa eder ve kanıtlar topladıktan sonra sunar. Freud bu konuda biraz daha küstahtı. İkinci olaraksa, bu kitapta öğrendiklerinizin tersine Freud ne laboratuvar çalışmalarını ne de standart psikoloji testlerini kullanmıştır. O, yalnızca durum inceleme çalışmasına güvenmiştir. Bu çalışma ile özgür-çağrışım metodunu analiz etmiştir ve bu yolla elde edilen bilgilerin ve kanıtların karakter teorisi oluşturmakta gerekli olduğunu düşünmüştür. Özgür-çağrışım metodu Freud ve onun takipçileri tarafından kullanılmış ve hastaların kişilikleri ile ilgili inanılmaz bilgiler edinmelerini sağlamıştır. Hiçbir metot ile elde edilen bilgiler, psikanalitik durum inceleme çalışması ile elde edilen bu bilgilere yaklaşamamıştır. Çağımızın araştırmacıları ise Freud’un laboratuvar araştırmalarını kullanma eksikliği yüzünden şüpheli bir yaklaşım sergilemişlerdir.

FREUD’UN PSİKANALİTİK TEORİSİ

Önceden öğrendiğimiz gibi karakter teorileri 1-yapı 2- yöntem 3-gelişim konularını cevaplardı. Şimdi Freud’un teorisinin bu konulara nasıl açıklamalar getirdiğini görelim. Yapı ‘’Zihnin basit yapısı nasıldır? Bu yapı nasıl işler?’’ Freud zihnin iki kavramsal modelini sunmuştur. Bir model bir diğerini tamamlamaktadır. İlk model, bilinçlilik seviyesi üzerinde durur:
Zihnimizde farkında olduğumuz ya da olmadığımız şeyler var mıdır? Diğeri ise zihnin fonksiyonel sistemi ile ilgilidir: Zihinsel sistemin yaptıkları nelerdir?

HEYECAN VERİCİ DÜŞÜNCELERİN BASTIRILMASININ BEDELİ NEDİR?

Dizginlenmiş arzuların bedeli nedir? Daniel Wegner tarafından gerçekleştirilen araştırmada, düşüncelerin engellenmesi negatif duyguların, fobilerin ya da takıntıların oluşmasına sebep olacağı sonucuna ulaşılmıştır. Bu araştırmada, seks hakkında düşünülmesine izin verilen ve verilmeyen iki gruba konular verilmiştir. İki grupta fa beş dakika sonra istek oranı azalmıştır. Takibin ilerleyen zamanında, düşüncelerini bastırmaya çalışan kişilerde duygusal bir patlama meydana gelirken, düşüncelerine kısıtlama getirilmeyen diğer grupta böyle bir olay görülmemiştir. Bu araştırma ile bastırılmaya çalışılan duyguların yarattığı coşkunun artmasına sebep olur. Bunun sebebi ise, engellemenin tahrik edici oluşu olabilir. özet olarak kısıtlamaların insanı psikolojik ve duygusal yönden iyi etkilememe ihtimali her zaman için vardır.

Bilinçlilik Seviyesi ve Bilinçsizlik Kavramı

Kafanızın içindeki düşünceler neler? Bu soruya cevabı genelde aklımızın içindeki düşünce akışına göre cevap veririz. Örneğin, belki şu an kitaptaki konular üzerine düşünüyorsunuz ya da şu an bu kitabı okumak zorunda olmasanız yapacağınız şeyleri. Bu düşünce akışı sizin farkındalığınız kapsamındadır ve buna ‘’bilinçli düşünce’’ adı verilir. Freud’a göre bu cevap yeterli değildir. Bilinçli düşünme buzdağının yalnızca görünen kısmıdır. Psikanaliz teorisine göre, üç tür farkındalık durumu vardır:

bilinçlilik sürecidir, daha demin okuduğunuz gibi.
bilinç öncesi süreçtir.
Bu süreçte ilgilendiğiniz konuyu kolayca fark edebilirsiniz. Örneğin, bu basit cümleyi okumadan önce büyük ihtimalle telefon numaranızı düşünmüyordunuz. Bu sizin bilinciniz dışında bir bölümdür. Fakat şimdi telefon numaranızı düşünüyor olabilirsiniz. Bu, bilinç öncesinden bilinçlilik haline geçişim basit bir örneğidir.
3-bilinçsizlik sürecidir.

Bilinçsizlik, zihnimizin farkında olmadığımız bir parçasıdır. Bazı özel durumlar dışında da farkına varılamaz. Freud’a göre bu düşünceler endişe uyandırır. Zihnimizde, travmatik ve toplumca kabul görülmeyen düşünceler vardır. Bu düşünceleri bilinçli olarak düşünmek içimizde gerginlik yaratır. Freud bilinçsizlik kavramını keşfeden ilk kişi değildir. O, bilinçsiz düşüncelerin günlük hayatımızdaki davranışlarımız üzerinde etkisini açıklayan ve onu bilimsel kanıtlarla sunan ilk kişidir. Bunu nasıl yapmıştır? Freud dil sürçmesi, sinir hastalıkları, psikopatlar, sanat çalışmaları, ritüeller üzerinde analizler yapmıştır. En çok önem verdiği şeylerden birisi de rüyaları analiz etmektir.

Rüyalar:

Psikanaliz teorisine göre rüyalar iki kısım içerir: ilki, belirgin kısımdır. Rüyanın hikayesini kapsar. İkincisi ise gizli kısımdır. Bilinçaltında yatan duygu ve düşüncelerin rüyanın içinde ortaya çıkışını kapsayan kısımdır. Gizli kısımda aklımızdan bilinçsizce geçen, bastırılan duygu ve düşünceler rüyalarda sembolize edilmiş olarak ortaya çıkabilirler.

Freud’a göre rüyanın bu iki kısmı arasında bir bağlantı vardı. Gizli kısım dile getiremediğimiz dileklerden oluşuyordu. Açık kısım ise dileklerin gerçekleştirilebileceği ortamdan oluşuyordu. Rüyanın hikayesi (açık kısım), bilinçsiz dileklerimizin sembolik olarak gerçekleşebileceği anı yaratıyordu. Freud birçok rüyayı tıpkı bir dedektif şeklinde analiz etmiştir. Bazen rüyada geçen bir unsur, kişinin isteğini anlatacak bir kanıt olarak görülmüştür.

Gerekçeli bilinçsizlik:

Kitapların yeri kütüphanedir ve raflarda belirli bir gruplandırmaya göre dizili dururlar. Yaptıkları tek şey rafta durmaktır, ta ki birisi onları çekip alana kadar. Bilinçsizlik de tıpkı bunun gibi hiçbir şeydir ve gerekçelidir.

Motivasyon esasları iki alanda rol oynar. Birincisi, zihinsel içeriklerin bazı geçerli sebeplerden bilinçsizlik kısmına geçer. Yaşadıklarımız ya da fikirlerimiz bazen çok travmatik olabilir ve eğer onlar bilinçli farkındalık kısmında kalırlarsa psikolojik acı ve problemlere sebep olabilirler. Örneğin, kıskançlık duygusu, düşmanca fikirler, cinsel arzular ya da sevdiği birine zarar verme isteği. Bu düşünceleri bilincimizden kovmak isteriz. İkincisi, bilinçdışı düşüncelerimiz devam eden bilinçli davranışlarımızı etkiler. Bu durum belki de Freud’un tam olarak anlatmak istediğidir. Bizlerin bilinçli düşünce, davranış ve hisleri, farkında olmadığımız içeriklerden etkilenir. Neden dilimiz garip bir şekilde sürçer? Rüyalarımız neden anlamsız görünür? Daha yeni tanıştığınız birisi neden bize çekici görünür ya da nefret uyandırır? Freud’a göre bu durumların hepsi bilinçsiz zihinsel güçler tarafından gerçekleştirilir.

Sayfa Başı