NASIL KATILACAKSINIZ?

1 Hemen başvurunuzu yapın!
2 Eğitime katılın, başarılı olun!
3 Belgeniz adresinize gelsin.

Her tür soru, görüş ve önerileriniz için E-Destek talebinizi tarafımıza iletebilirsiniz. Teşekkürler!

MESAİ SAATLERİ;

Pts-Cu: 09:00 - 18:30
Cts: 09:00 - 16:00
Pazar günü sadece E-Destek!

Psikolojik Problemlerin Etkileşimsel Modelleri

Yazar: Psikolog / Pazartesi, 01 Ağustos 2016 / Published in international

Çocukluk problemlerini kavramsallaştırmaya yönelik hem kategorik hem de boyutsal yaklaşımlar davranış ve öğrenme problemlerinin çocukta doğuştan olan karakteristikler olduğunun varsayımına yol açar ve bir derece özelliklede otizm gibi rahatsızlıklar ile bu gibi zorlukları iyice düşünmek faydalı bir yoldur. Fakat çocukların problemleri tipik olarak aile üyeleri ve ailelerin gömülü olduğu daha geniş sosyal ve profesyonel ağları içeren etkileşim modellerinin parçasıdır.

Örneğin, birçok davranım problemleri ebeveynlerin az sosyal destek ve fazla stres deneyimlediği sosyal bir kapsamda aile içi geçimsizlik ve ailesel becerile ile karakterize edilen düzensiz bir aile sisteminin parçası olarak gelişmektedir. Benzer bir şekilde, ayrılık kaygısı, kanıt baba ve nadiren dâhil olmuş tıbbi ve eğitim görevlilerinin uygunsuz veya sapkın olarak eleştirdiği hem anne hem de çocuk tarafından ifade edilen güvenlik için genellikle karşılıklı kaygıları içeren etkileşimsel bir modelin bir parçası olduğunu ileri sürdüğünde çocuğun doğuştan kazandığı bir karakteristikmiş gibi ICD ve DSM sistemlerinde tarif edilmektedir. Bu tarz bir sistemin Kayıp ve yas gibi ailenin bütünlüğü açısından bazı tehditleri izleyerek gelişmesi yaygındır.

Kategorik bireysel modeller (‘DSM ve ICD’ gibi) birçok çocuğun problemlerini etkileşimsel gömülü olma durumunu gizleme riskini göze almaktadırlar. ICD-10 ve DSM IV ile ilgili etik problemler Etik bir düzeyde, tanılar bu sürece direnci oldukça güçsüz olan çocukları patolojik olarak nitelemektedir. Geleneksel tanı süreci, çocukların, ailelerinin ve topluluğun teşhis konulmuş çocukları özürlü olarak görmelerine yol açar. Eğer etiketleme damgalamaya yol açarsa, konulan tanıların etiket ile tanımlanan problemleri iyileştiren tedaviye neden olduğu boyutta savunulabilir. Tesadüfen, aynı argüman aileleri işlevsiz olarak tetiklemeyi savunur.

Etiketlemeye karşı çıkan bir karşıt sav etiketlemenin damgalamaya yol açmadığını gençlerin gösterdiği davranış zorluklarının yol açtığını belirtmektedir. Benim görüşüm muhtemelen problemler ve etiket birleşerek damgalamaya ve maliyeti aşan bazı etiketleme biçiminin faydalarına neden olur. Fakat etiketleme mümkün olduğunca sevecen olmalıdır. DSM ve ICD sistemleriyle gösterilen kişisel zayıf yanlar ile azıcık ilgili patolojideki aşırı vurgulama gereksizdir.

Resmi ICD-10 ve DSM IV tanısı travma sonrası stres rahatsızlığıdır. Aile terapisi geleneğinde, klinik psikologlar tarafından iyi benimsenebilen problemler ve zayıf yönler yerine çözümler ve güçlü yanlara rutin olarak odaklanma pratiği vardır. ICD-10 ve DSM IV ile pratik problemler Pragmatik düzeyde, anketler klinisyenlerin DSM’i rutin klinik pratikte kullanışsız bulduğunu göstermektedir. Tanı etiketi ve hatta etiketlerin tam birçok eksenli listesi klinik açıdan nasıl ilerleyeceği konusunda sınırlı yönlendirme sunmaktadır. Örneğin, bir çocuk davranım bozukluğunun bir tanısına sahipse, özel davranım bozukluklarının gömülü olduğu ve vakada mevcut olan özellikle aile kaynakları ve koruyucu faktörlerdeki etkileşim modellerini belirleyen bir formülasyon olmadan uygun bir tedavi planı geliştirmek zordur. Pratikte, AB sigorta şirketleri bir DSM tanısının varlığında sıklıkla bağlantı ödemesi sunduğu için birçok klinisyen DSM tanılarını idari bir angarya olarak verir. Avrupa’nın kısımlarında, özelliklede halk sağlığı hizmetlerinde fonlama her bir hastada görülen idari formların tamamlanmasıyla ilişkilendirilebilir ve bu formlar bir ICD tanısını verme gereksinimini içerir. Problemlerin sınıflandırılması için bir sistem Problemler genellikle ortaya çıktıkları çoğun yaşamının evresi ile gelişimsel olarak oluşturulurlar. Böylece, tipik olarak okul öncesi yıllar sırasında ilk kez ortaya çıkan problemler, yaygın olarak orta çocuklukta ortaya çıkan problemler ve ergenlikte çoğunlukla bir kaygı oluşturan problemler arasında bir ayırım yapılabilir. Stresin iki büyük kaynaklarıyla ilişkili (istismar ve yas, boşanma gibi gelişimsel geçişler) problemler ayrı ayrı sınıflandırılmıştır.

Okul öncesi problemler uyuma ve tuvalete gitme ile ilgili zorlukları içerir. Beslenme güçlükleri( diğer metinlerde sıklıkla okul öncesi problemler olarak dahil edilen) başarmak için ihmal ve organik olmayan hata olarak değerlendirilir. Özel ve genel öğrenme güçlükleri, gelişim gecikmeleri ve otizm gibi yaygın gelişim bozuklukları da okul öncesi yıllarda ilk dikkati çeken problemlerdir. Dışsallaştıran davranış güçlüklerini içeren davranım problemleri ve dikkat eksikliği hiperaktivite problemleri tipik olarak orta çocuklukta ortaya çıkan problem listelerinin içindedir. Burada yer verilen içselleştiren davranış güçlükleri anksiyete problemleri, bedensel şikayetler, tik, tourette sendromu ve obsesif kompulsif bozukluk gibi tekrarlama problemleridir.

Epidemiyoloji Çocukluk rahatsızlıklarının sınıflandırması ‘kaç tane farklı problem türü var?’ sorusunu yöneltirken, epidemiyoloji için esas soru ‘ toplumda kaç tane çocuk bu problemlere sahip?’ olmuştur. Epidemiyoloji ayrıca tanıların toplum içine yayılımı ile ilgili faktörlerin tanımlanmasıyla ilgilidir. Bütün çalışmalarda Rutter B onaylanmış bir araç olan öğretmenlerin anketi vakaları incelemede kullanılmıştır. Bu ölçekte 9 kopma sayısının üstünde puan elde eden çocuklar psikiyatrik tanıyı gerektiren yeterince şiddetli psikolojik problemler yaşamış çocuklar olarak tanımlanmışlardır. Tabloda, çocukluk psikolojik problemlerinin yaygınlığı coğrafi yere bağlı olarak %4 düşük oranlar ile % 23 yüksek oranlar arasında değişmektedir. Yüksek oranlar kırsal yerlerden ziyade kentsel yerlerle ilgilidir ve doğu kültüründen ziyade batı kültürüyle ilgilidir. Aşağıdakiler, Cohen ve diğerlerinin 700 vakadan fazla çalışmasındaki bilgilerin sunulduğu bazı geniş sonuçlardır.

Davranım problemleri duygusal problemlerden daha yaygındır.

• Psikolojik problemler erkekler arasında kızlardan daha yaygındır.
• Davranım problemlerinin genel yaygınlığı erkeklerde kızlardan daha yüksektir.
• Duygusal problemlerin genel yaygınlığı kızlarda erkeklerden daha yüksektir.
• Kızlarda, çocukluk ve ergenliğin ilk zamanlarına nazaran orta çocukluk sırasında majör depresyon, zıtlaşma bozukluğu ve davranım bozukluğunun yaygınlığı artmış gibi görünmektedir.
• Depresyon dışında tüm rahatsızlıklar için, yaygınlık oranları erkekler 10 yaşından 20 yaşına gelişirken yavaş yavaş düşmektedir.
• Cohen ve diğerlerinin çalışmasındaki bulgular diğer çoğu benzer epidemiyolojik araştırmaların sonuçları ile birbirini tutmaktadır.

Sayfa Başı